Başarısızlığın etkilerinden kurtulmanın yolları

Hayatımız boyunca hepimiz mutlaka irili ufaklı birçok başarısızlık yaşamışızdır. Yani; gerçek anlamda kendi kendisine başarı sağlamış, daha iyisini başarmak için sürekli çaba vermiş bir insanın, hiç başarısızlık yaşamadan muradına ermesi pek görülmüş bir şey değildir. Bu yazıyı iş hayatı kategorisinde yazıyorum ama siz “başarısızlık sendromu” olarak adlandırabileceğimiz bu durumu hayatınızda iş, aile, aşk, spor, yetenek, vs. her kategoride aynı şekilde değerlendirebilirsiniz.

Kariyer yolunda gayet kendinden emin ve motivasyonu yüksek bir başlangıç yapmış olabilirsiniz. Ama karşılaştığınız ilk engelde; 300 km hızla giden bir arabanın aniden direksiyon kırmasıyla tüm kontrolünü kaybetmesi misali darmadağın olmayın. Ya ayağa kalkın ve savaşın, ya da o işin gerçekten size uygun iş olup olmadığını sorgulayın. Çok sevmenize ve bütün çabanızı onlar uğruna vermenize rağmen ailenizle dönem dönem anlaşmazlıklar, kısa süreli kavgalar ve dargınlıklar yaşayabilirsiniz. Ama sakın aileye sahip çıkma hususunda başarısız olduğunuz gibi düşüncelere kapılmayın. İstediğiniz kadar kavga edin; iş konusunda yaşadığınız başarısızlıkların yarattığı moral bozukluğundan kurtulmanızı sağlayacak en güzel terapiler gerçek bir ailede saklıdır. Ya da genç arkadaşlar için; aşk hayatınızda hayal kırıklığı yaşamış, ilk denemede başarısız olmuş olabilirsiniz. Moralinizi ve motivasyonunuzu düşürmeden ya daha fazla deneyin, ya da “bana sevgili mi yok?” deyip yolunuza devam edin.:D Futbol, basketbol, boks, voleybol, vs. bir sporla profesyonel anlamda ilgileniyorsanız ve ne yaparsanız yapın sizi tatmin edecek başarılara ve üne kavuşamıyorsanız; ya pes etmeden 7-24 çalışmalısınız, ya da ilgilendiğiniz sporun gerçekten sizin anatominize ve ruhunuza uygun spor olup olmadığını sorgulamalısınız.

Başarısızlığın yarattığı psikolojik çöküntüden ve moral bozukluğundan kurtulmak için her şeyden önce günde 500 kere tövbe istiğfar yapın….

Tabii ki dalga geçiyorum dostlar yok öyle bir şey…:D Ama yukarıdaki paragrafta uzun uzun verdiğim örneklerden hareketle aşağı yukarı nelerden bahsedeceğimi anlamışsınızdır.

İçinde bulunduğunuz iş hayatı yeterli miktarda para kazanmanızı sağlayamıyor ve daha fazlasına ihtiyaç duyuyorsunuz diyelim. Aynı zamanda yaptığınız iş de hayatınızda en sevdiğiniz meslek diyelim. Bu durumda her ne kadar yaptığınız işi çok sevseniz de; sizce vücudunuzun tüm kaslarını tüketircesine, beyin damarlarınızı patlatırcasına aynı işte çalışmak mı daha mantıklıdır, yoksa üstesinden gelebileceğiniz vasıflara sahip olduğunuz, size daha çok para kazandıracak iş fikirlerinin var olup olmadığını sorgulamanız mı daha mantıklıdır? Zor bir tercih; bir yanda geçim sınırı, bir yanda gereksiz yere beyni yorma seansları… Zaten önüne konmuş hazır işi makine gibi yapıyorsun, ne gerek var sorgulamaya?…:) Aslında şöyle de sorulabilir: Halihazırda yaptığınız meslek mi sizin tutkunuz, yoksa hobilerinize vakit ayırabilecek kadar para kazanmak mı?…

Sevgili örneğini düşünelim: Aşıksınız, gece-gündüz onu düşünmeden duramıyorsunuz, aklınızdan çıkmıyor. Peki hiç sorguladınız mı: Neden aşıksınız? Neden bu kadar kafayı taktınız? Niçin düşündüğünüzü bile bilmeden düşünüp durduğunuz, onunla olmak için bin bir takla attığınız kişi; gerçekten de hayatınızı birleştirebileceğiniz, adapte olabileceğiniz bir kişi mi?… İşin büyüsünden kurtulup bir an için bunu sorgulamaya fırsatınız oldu mu?

Küçüklüğünüzden beri harika bir basketbolcu olmak istiyorsunuz ama boyunuz 1.60 ve üçlükleriniz, oyun kuruculuğunuz tam bir rezalet diyelim. Sürekli çalış, durmadan çalış söylemine uyarak 7-24 harika bir basketbolcu olmak için çalışmanız gerçekten mantıklı mıdır? 1.60’lı boylarda olmasına rağmen efsane olmuş ve hala yaşayan efsaneler mevcut evet… Ama bir an için bu hikayenin etkileyiciliğinden kurtulup da sorguladınız mı: Basketbola o adam kadar erken yaşta mı başladınız?… İşi gücü bırakıp kendinizi basketbola adadığınız zaman da aynı parayı kazanabilecek misiniz?

Diyeceğim o ki arkadaşlar; başarısızlık, bugün her ne kadar atlatmış olsanız da, yaşadığınız dönemlerde size ciddi travmalar yaşatmış olabilir. Bunda utanacak da bir şey yoktur, acizlik hissedecek de… Ama başarısızlığa karşı geliştirdiğimiz tutum bazen kelebek etkisi gibi; bütün hayatımızın akışını değiştirecek nitelikte olabilmektedir. Size kesinlikle çalışmanın kötü bir şey olduğunu, çalışarak bir yere varılmayacağını falan söylemeye çalışmıyorum. Sadece; klasik “Asla pes etme çalış.”, “Aradığın güç içinde.” gibi özlü sözler bütününden oluşan bildiğimiz kişisel gelişim yaklaşımından farklı olarak; hayatı bir bütün olarak düşünmenizi tavsiye ediyorum. Bu durumda başarının da, başarısızlığın da ne kadar göreceli olabileceğini fark edeceksiniz.

Yukarıdaki basketbolcu arkadaş gibi yılmadan, pes etmeden çalıştınız ve ortalama bir basketbolcu oldunuz diyelim. Yıllar sonra düşen jeton size diyecek ki: Gerçekten değdi mi? Anlamsızca yaptığım bir inat sonucunda kime neyi ıspatladım ki şimdi? Verdiğim çaba sonucunda gerçekten hak ettiğim takdiri ve ödülü aldım mı? Yoksa aynı miktarda harcadığım zamanı kullanarak çok daha fazla para kazanabileceğim ve kendimle barışabileceğim bir iş yapabilir miydim? Hadi ille sporcu olmak istiyordum diyelim… Sahip olduğum fiziki yapının çok daha verimli olacağı başka sporlar yok muydu? Onları yapsam daha başarılı olmaz mıydım?

İş hayatınızda tüm motivasyonunuza ve gösterdiğiniz azme rağmen tatmin olamıyor musunuz? Çevrenizdeki insanların ve üstünüzün ekstra gayretlerinizi görmezden geldiğini; sizdeki aşırı motivasyonun onlarda yarattığı korkudan dolayı bunu kırmaya çalıştıklarını hissedebiliyor musunuz? Sorgulamaktan çekinmeyin: Kendi düzenlerini ve rahat koltuklarını korumak pahasına; ilerlemeye ve gelişime uyum sağlamak yerine ona direnmeye çalışan o insanlarla mücadeleye girmeniz gerçekten de size istediğiniz zaferi yaşatacak mı? O kadar efor sonrasında yaptığınız sıra dışı bir iş sayesinde gelip sizi paşa paşa takdir mi edecekler, yoksa “Biz bunları biliyorduk zaten, ne var ki bu kadar uğraştın?” şeklinde kahvehanede memleket kurtarma tarzı muhabbetlere mi girişecekler? En önemlisi de; yükselmek ve kariyerinizi kabartmak için girdiğiniz o amansız mücadele; hakikaten de size aynı çabayı göstererek yapacağınız diğer işlere göre daha fazla mı kazanç sağladı?

Bu örnekler gibi kendi hayatınızda da uyarlama yapabileceğiniz sayısız duruma maruz kaldınız. Eğer yaptığınız karşılaştırmalar ve tartmalar sonucu “Evet. Hayalimdeki karşılığı alacağımı ve tatmin edici bir zafer yaşayacağımı düşünüyorum.” yargısına varıyorsanız çekinmeyin. Tüm kozlarınızı öne sürün ve amansız bir mücadeleye girişin. Ama yeter ki; bunu hiçbir şeyi analiz etmeden, anlamsız ve gereksiz bir inat ve kendini ıspatlama çabası uğruna yapmayın. Yeter ki; her şeyden önce sorgulamayı ve başarı-başarısızlık kavramını dar alandaki bir sektörden tüm hayata taşımayı unutmayın.

İşte böyle dostlar… Hangi alana girerseniz girin mücadele vermek zorunda kalacaksınız. Hayat her saniyesiyle mücadeleden ibarettir. Ama demek istediğim; mücadelelerden mücadele beğenmeyi bilmelisiniz…:D Düşünün; saçma sapan vaatlerle, dünya düzeni hayalleriyle kandırılıp eylem yapmaya gönderilmiş bir canlı bomba mı olmak daha iyidir, yoksa niçin ve ne uğruna mücadele verdiğini sorgulamayı asla ihmal etmemiş; bir mücadele verirken tamamen kendinden emin ve sonucunda ne olacağını bilir vaziyette savaşmak mı daha iyidir?

Çoğu zaman savaşmaya, mücadele vermeye ve birilerini yenmeye mecbur oluruz. Ama bir o kadar da an gelir çatar ki; Amerikan filmlerinin o meşhur “Let it go” lafı gibi; içeriden sizi dayanılmaz bir şekilde dürten egonuzu kısa bir süreliğine bastırmanız gerekir. Kendi mücadelenizi bulduğunuz zaman egonuz hepsinin acısını çıkaracak zaten merak etmeyin…:D

Canlılığın ve evrimin iki temel kuralı vardır: 1) Hayatta kalmak, 2) Neslini devam ettirmek. Geri kalan her şey bu iki kurala uyarlanabilir, yorumlanabilir ve güncellenebilir.

 

 

“Başarısızlığın etkilerinden kurtulmanın yolları” üzerine bir yorum

  1. Gerçekten başarı ve mücadele konusunda etkileyici bir eser olmuş Kenan Bey. Sizi başından beri takip ediyorum ve yazılarınız gayet akıcı, keyifli.

    Umarım hep bu şekilde parlak başarı tüyoları vermeye devam edersiniz. Sizler gibi kaliteli kalemlere, usta yazarlara her zaman ihtiyacı var bu toplumun.

    Cevapla

Yorum yapın