Çay Ocağı Açmak İsteyenlere-Karlılık Durumu! – Röportaj

Çay ocağı açmak isteyen kişilerin bazı önemli püf noktaları bilmeleri gerekiyor elbet. Buna geçmeden evvel çayın kültürümüzdeki yerine kısaca değinmek isterim.

ÖNEMLİ İPUCU: Bu çay ocaklarını han, çarşı, devlet dairesi gibi iş yerlerinin ağırlıklı olduğu yerlerde açın ve muhakkak akrabalarınızı çalıştırmaya gayret edin. Aksi halde müşteri memnuniyeti yüksek olmayacaktır. Çünkü severek ve şevkle bu işi yapılmadığı zaman günde 10 000 kişiye çay dağıtıp da aynı anda onları memnun etmek ve kar etmek mümkün olmayacaktır.

GÜNCELLEME: Arkadaşlar salgın nedeniyle kahve ve çay işini stand açmak şeklinde yürütenler parayı kırdı ancak masa ve sandalye eşliğinde yapanlar maalesef sıkıntılı günler yaşıyor. Ancak aşı gelişmeleri sayesinde ümit var. Şu zamanlarda ucuza çay ocakları devrediliyor. Kim bilir belki de kimileri için bu bir fırsat olabilir. İyi değerlendirmek gerek. Sonradan o dükkanların devir fiyatları katlandığında, hava paraları uçtuğunda ah vah dememek için zamanında aksiyon almak şart.

tea photo

Çay, kültürümüzün vazgeçilmez unsurlarından biri. Muhabbetlerimizin, toplantılarımızın, iş görüşmelerimizin başı çeken içeceği. Genelde gelen misafirlerimize sorarız:

  • Çay mı içersin kahve mi?

Alacağımız cevap yüzde doksan çay olacaktır.

Halkların, genel kişilikleri, genel davranış modelleri olduğu gibi genel damak tatları da vardır. Her ne kadar şehir efsanesi gibi görünse de Almanlar kahvaltılarında bira içmeyi yeğlerler. Amerikalılar, kahvesiz güne başlayamazlar. Biz Türkler de çaysız uyanamayan, kahvaltı edemeyenlerdeniz.

Bunun nedenlerinden biri de hamur işi ve ”fındık – fıstık” kültürümüzün oluşudur. Sürekli bir şeyler atıştırmayı seven ”tombul’ bir toplum olduğumuz için gün içinde demlik demlik çay hep evimizde ya da dışarılarda bizim tarafımızdan içilmeyi bekler.

Öyleyse gelelim iş konumuza. Tüm bunları aktardıktan sonra sormamız gereken soruların cevapları da hep olumlu olacaktır.

tea photo

RÖPORTAJ 

Yazımıza geçmeden önce tam 17 yıldır İstanbul’un Kadıköy ilçesinde çay ocağı işleten İdris Ş. ile gerçekleştirdiğimiz röportajı okuyabilirsiniz. Kısmet Çay Ocağını işleten İdris Ş. ile çayın dününü bugününü, çay ocağı işletmenin keyifli ve zor yanlarını enine boyuna konuştuk.

 

-Merhaba İdris Bey. Dilerseniz röportaja klasik bir soruyla başlayalım. Niçin çay ocağı işletmeciliğini seçtiniz? Baba mesleği mi yoksa birtakım zorunluluklar mı?

-Bu dükkan rahmetli babamdan kaldı bana. 17 yıldır bifiil ben işletiyorum.

 

-Çay ocağı işletmenin en zor yanları ne sizce? Size ”keşke başka mesleği seçseydim” dedirtecek kadar zor olan yanlarını soruyorum.

-İşletmeciliğin en zor yanı, hem insanlarla hem de ekonomiyle uğraşmak. İsterseniz koskocaman bir holdingin sahibi olun, isterseniz bir çay ocağının. Sonuç ve durum aynıdır. Günde onlarca insandan ”Bu çayın rengi neden bu kadar açık?” – ”Bu çay soğumuş” -”Bu demli”, ”Toz şeker yok muydu” sorularını duyuyoruz. Bunun dışında malum Pandemi başlayalı beri işlerimiz durma noktasına geldi. Bir yandan hesap kitap yapa yapa ayın sonunu nasıl getireceğimizi düşünürken bir yandan da yüzlerce müşteriyi memnun etmeye çalışıyoruz.

 

-Çay ocaklarına olan rağbet azaldı. Sizce bunun nedeni ya da nedenleri ne olabilir?

-İnsanların ilgileri, keyif yapma biçimleri her şeyleri değişti. Şimdi bir mekana giden, nasıl karşılandığına, menüsünün zenginliğe ya da ne bileyim çayına çorbasına bakmıyor. Çoğunluk, mekanın nerede olduğuna, dekoruna vesaire bakıyor. Hal böyle olunca çay ocağı gibi mekanlar geleneksel ve demode olarak nitelendiriliyor.

 

-Sizce çay ocaklarına olan ilginin azalmasındaki tek etken bu mu?

-Hayır. Aklıma ilk geleni söyledim. Yoksa birçok etken var. Örneğin geçen hafta, bizzat bir müşterinin ağzından duydum. Buranın (bizim ocak için diyor) çayı çok nefis. Keşke terası da olsaydı.

 

-Müşterilerin çok yönlü beklentilerini karşılamak zor olsa gerek.

-Çok yönlü ve imkansız. Çünkü terası olan bir işletme kafe olur, pastane olur ama çay ocağı olmaz. Çay ocağı geleneğinin kökünde bu vardır. Osmanlı Döneminde de böyleydi, şimdi de böyle. Çay ocakları küçüktür, oturma düzen iç içedir. Hasır sandalyeler, yere yakın masalar. Biz böyle gördük.

 

-Yine de her şeye rağmen 17 yıldır burada, babanızdan size kalan ocağı ayakta tutmayı başarmışsınız. Bu başarınızı neye borçlusunuz?

-Bizde, sizin de malumunuz olduğu üzere, müdavimcilik kültürü epey gelişmiştir. İnsanlar bu kelimeyi genellikle kötü manasıyla dile getiriyor ama müdavimcilik iyidir. Özellikle, çay gibi insanları birbirine bağlayan, içtikçe muhabbeti arttıran mekanlarda. Benden önce babam 20 yıl burayı işletmiş. Ben de 17. Neredeyse yarım asır eder. Buranın gediklisi olan müşteriler, ”senden başkasının çayında tat alamıyorum İdris abi” diyenler, buraya sırf ortamı için gelenler… Saymakla bilmez. Kısacası, bu çay ocağı buradaysa bu Kısmet Çay Ocağının müdavimi olan insanlar sayesindedir.

 

-Bunca zaman boyunca çay ocağı işletmeciliğinde işte bu benim vizyonumdur diyebileceğiniz bir sloganınız var mı?

-Biraz düşüneyim. İlla bir sloganım olacaksa bu ”dükkanına gelenlere müşteri gibi değil misafir gibi davran” olurdu. Çünkü bizim insanımız her şeyden önce doğallığı seviyor. 4 sene önce bir ortağım vardı. Bana hep diyordu: Şu masaları değiştirelim, daha rahat sandalyeler koyalım, garsonlara papyonlu üniformalar alalım vesaire deyip duruyordu. Hiçbirini kabul etmedim. Çay ocağında nasıl teras olmazsa, papyonlu garson da olmaz.

 

-Çay ocağı açmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak isterseniz?

-Çay ocağında çeşitlilik değil nitelik önemlidir. Hani eskilerden kalma bir deyim vardır. ”Tavşan kanı” diye. Çay ocağı açma niyetine giren kişiler, çay kültürünü öğrensinler. En iyi hangi demlikte, nasıl demlenir, bunları öğrendikten sonra gerisi kolay.

Çay ocağı açmak nasıl bir girişimdir? 

Herhalde bu topraklarda yapılabilecek en az riskli ve en çok kar getirebilecek girişimlerden biridir. Tabi bu çay ocağınızı tam olarak nerede açacağınıza da bağlıdır büyük oranda. Disiplinli işletilen, çayının lezzeti hatırda kalan her çay ocağı çok geçmeden hatırı sayılır bir müşteri kitlesine ulaşacaktır.

Ancak yine de iyi ölçüp biçmek gerekir. 2000li yıllarla birlikte damak tadında bir öze dönüş yaşandı. Kahve vb. ürünleri içme oranları hızla düşerken, insanlarımız yeniden çaya yöneldi. Buna bağlı olarak birçok köşe başında çay ocakları açıldı, açılmaya başladı.

Bu açıdan bakacak olursak çay ocağı açmak nispeten de olsa sancılı bir girişimdir. Öncelikle iyi bir mekan bulmalı, o mekanın stratejik noktalarda olduğuna dikkat etmeli. Yakınlarında, en azından çok yakınlarında başka çay ocağı olmamasına dikkat edilmeli. Bu nedenle açmadan önce sağlam bir saha araştırması yapılmalıdır.

Müşterilere sunacağınız çay için piyasadaki tüm çayları denemeli, en iyi lezzeti bulana kadar çeşitli demleme metotları tatbik etmelisiniz. Çayı, güzel kılan -hepimizin de bildiği üzere – demlenme süresi ve biçimidir.

Demin de belirttiğimiz gibi çay ocağı açmak riski en az olan girişimlerden birisidir. Yeter ki doğru adımlar, doğru zamanda atılsın.

 Çay ocağı açmak karlı mı?

Çay ocağı açmak ve onu işletmek kısa vadede olmasa da uzun bir plan dahilinde oldukça para kazandıracak bir iştir. Neden kısa vadede değil? Çünkü çayınızın, çayınızın lezzetinin damaklarda yer etmesi için müşterilerinizin periyodik olarak size gelmesi gerekecektir.

Bunun dışında ilk müşterileriniz yoldan geçerken tesadüfen uğrayanlar, yağmurdan ya da soğuk havadan mekanınıza sığınanlar, bir yorgunluk çayı içip kalkanlar olacaktır. Oysa çay ocaklarının en önemli özelliği; müşterilerinin bir oturuşta bir demlik çayı tek başlarına içmeleridir. Asıl kazanç da bu ”tiryaki” müşterilerden gelir. Hem çayın hem de çayınızın tiryakileri…

Bir örnek vermemiz gerekirse Taksim’de ”Mustafa Abi” diye bir yer var. Asıl adı çok da ciddiye alınmayan ve genelde ”Mustafa Abi’nin yeri” olarak bilinen bu çay ocağı, ilk kurulduğunda küçücük bir yerdi. Hoş şimdi de çok büyük sayılmaz. Ancak ne zaman gitseniz orasının tıklım tıklım olduğunu görürsünüz. Hem çayının tarifsiz lezzeti, hem ortamın sıcaklığı hem de ocağın Taksim’de olması Mustafa Abi’nin yerinin neden bu kadar popüler olduğunun kısa bir özeti niteliğindedir.

Çay ocağı açmak isteyenler Mustafa Abi’nin Yerinden feyz almalıdırlar. Hatta oraya gidip bir çayını içerek yerinde gözlem de yapabilirler.

ORTALAMA ve Somut rakamlar vermek gerekirse günde 2000 çay satılan bir ocakta aylık en az 60 000 ciro ve 35 000 net kar söz konusu olacaktır. Tabi ki bu rakam sabit ve değişmez değildir!

Çay ocağı açmak için kaç kişi gereklidir? 

Çay ocağının büyüklüğüne ve masa sayısına göre değişiklik gösteren kişi sayısıdır. Ancak, çay hızlı ve çok servis edilen bir içecek olduğundan özellikle garson bölümünü kalabalık tutmakta fayda vardır. Kasa ve ocağın başında da en az birer kişi bulunmalıdır. Buna göre başlangıçta en az 7 – 8 kişilik bir ekiple işe başlamak faydalı olacaktır.

tea photo

Çay ocağı açmak için gereken sermaye 

Alacaklarnıza bağlı olarak değişkenlik gösterecektir. Çay ocağı kazanınız markalı olursa çayınızın lezzeti ve akabinde kazancınız da artmış olacaktır. Kazan fiyatları büyüklük ve kalite ayrımında 400 liradan başlayıp 2000 liraya kadar geniş bir yelpazededir.

Bunun dışında ruhsat, kiralayacağınız ya da satın alacağınız mekanın giderleri ve çalışanlarınızın maaşıyla ilk etapta 15.000 – 20.000 dolaylarında sermayeyi gözden çıkarmanız gerekecektir. Buna karşılık kazancınız ile çok kısa sürede yatırdığınız parayı geri kazanıp kara geçmeniz hiç uzak bir ihtimal değil.

Size gelenler genelde esnaf ve öğrenciler olacaktır. Özellikle şu soğuk kış günlerinde yapacağınız sıcacık çaylarla onların içinizi ısıtın. Hem siz kazanın hem de onlar kazansın.

Yorum yapın