Çok Çocuk Sahip Olmak Aileyi Kalkındırıyor mu Zayıflatıyor mu?

Herkese merhaba! Bugünkü yazımız hem iktisadi hem sosyolojik hem de psikolojik olarak ele alınması gereken bir meselenin içeriğini gözler önüne serecek. Çok çocuk sahip olmanın avantajlı ve dezavantajlı yönlerini ele alacağız. Ve bu ele alış biçimlerimiz tek yönlü olmayacak. Hem ekonomik açıdan hem aile bireyleri üstündeki psikolojileri açısından hem de genel perspektife toplumsal normlara bağlı olarak analizini yapacağız. Yani çok çocuk sahip olma meselesini didik didik edeceğiz. Şimdiden söyleyelim. Yazımız sadece bilgilendirme ve çeşitli açılardan yönlendirme amaçlı olacaktır. Tıpkı parlak fikirler bünyesinde bulunan birçok yazımız gibi. Bu nedenle kimsenin aile işlerine karışacak değiliz elbette. İsteyen istediği kadar çocuk yapmakta özgürdür. Bizimkisi sadece danışacak akıl bulamayanlara bir rehber niteliği taşımaktır. Öyleyse başlayalım ve madde madde ilerleyelim.

Çok Çocuk Sahibi Olmanın İktisadi Açıdan Avantajları Nelerdir? 

  • Meseleyi derinlemesine analiz etmemiz gerekecek. Çünkü söz konusu olan birim aile ve çocuk sahibi olmaktır. Öncelikle olarak artık 2016’nın Türkiye’sinde olduğumuzu kendimize bir kere daha hatırlatalım. 1960’ların ve 70’lerin ortamında ülkemiz de ülkemizde meydana gelen bakış açıları da günümüzden çok farklıydı. Öncelikli olarak bu farklı belirgin kılan başlıca faktör şüphesiz ki tarım ülkesi oluşumuzdu. Türkiye 80’li yıllardan itibaren sanayileşme atağa geçmiş; köyden kente nüfus en son raddesine varmıştır. Bu nedenle şu çıkarımı yapabiliriz rahatlıkla: Önceden üremek, geleceğe yatırım yapmak demekti. Hala bir yanıyla öyle. Ancak sadece bir yanıyla. Çünkü tarladan yorgun gelen baba, yorgunluk kahvesini içerken şöyle düşünür ve derdi: ”Bolca çocuk yapmalıyım, böylece tarlada ırgatlar yerine çocuklarım çalışır. Ben de rahat ederim.” Bu replikler Türkiye sinemasında da bolca gösterilmiştir. Zira epeyce bir miktarda gerçeği temsil etmiştir. Bu bakış açısı o döneme ve coğrafyaya göre uygundur. Şimdi o dönem gitmiştir. 60’lar 70’ler yerini milenyum çağına bırakmıştır. Ancak hala birçok yerleşim yerince hayvancılık ve tarımcılık yapılmaktadır ve bakış açısı baskın olarak kendini hissetmektedir. Bu yazımızı İstanbul’dan Mecidiyeköy’den biri okuduğunda çok çocuk sahibi olmak eşittir çalıştıracak çok insan bakış açısını anlamsız, zararlı ve tuhaf bulacaktır. Ancak yaşanılan coğrafya ile birlikte fikirler de değişmektedir. Bu nedenle köydeki insan, tarlasının başındaki hayvanlarının başındaki insan ile fabrikada çalışan kent moderni insanın arasındaki fikirler uçurum teşkil edecektir.

ço 1

  • Köy yaşamı zordur. Sabah 6da kalkmayı ve ciddi bir disiplinle iş bölümünü gerektirir. Bu nedenle ne kadar çok insan, o kadar çok el emeği demek ve işlerin eşit olarak azalması demek olacaktır. Köydeki adam, şehirdeki adama göre daha sistematik ve katı gerçekçilikle düşünür. Onun hayalleri değil planları vardır. Bunda şüphesiz köy yaşamının zor ve çetin şartları birinci dereceden etkilidir. Bu nedenle şehirdeki insan çocuk sahibi olmayı evvela duygusal bir baba kimliğiyle isterken; köydeki insan hem yardımcı hem evlat olarak görmektedir. Bu nedenle çok çocuk sahibi olmanın ekonomik yararı köyde had safhaya varırken; şehirde minimum düzeyde seyredecektir. Kaçınılmaz bir sonuç olarak hem iktisadi hem sosyolojik açıdan bu işin istatistiği budur. Bu nedenle iktisadi yararı göz önünde bulunduracaksak köy ve şehir yaşamını birbirinden keskin bir çizgiye ayırmalı ve öyle sınıflandırmalıyız.

 

  • Kentteki insan için çok çocuk, avantaj değil dezavantaj olarak görülmektedir. Şehir insanı için çocuğun masrafı doğum öncesinde başlar doğumla devam eder ve doğumdan sonra en yüksek seviyeye çıkar. Burada sosyolojik çıkarımlarda bulunmalıyız. Örneğin köy insanı, yapısı gereği tabiatla iç içe ve daha sert mizaçlıdır. Hangi köy kadını, doğumdan önce ayda bir sağlık kontrolüne gider? Köy insanı için ultrasonda bebeğin cinsiyetine baktırmak bile lüks bir davranış şeklidir.
Şu İş İlgini Çekebilir:  Dışarısı Yerine Evde Takılmak Paranızı Nasıl Koruyor?

ço 2

  • Açık konuşmak gerekirse kentteki uygarlık her zaman ekstra masrafa denk gelmektedir. Ne kadar çok bilgi, o kadar çok masraf. Televizyon ve medya kültürü ile birlikte çocuk sahibi olmanın masrafları da aynı oranda artmıştır. Köylerde çocuğun hastalanması sonucu en son çare hastaneye götürmektir örneğin. Alternatif tıp hane içlerinde devreye girer. Kenttekiler için ise ilk çare hastaneye gitmektir. Ayrıca alternatif tıp için de yine aktarların yolu tutulur ve bu da ekstra masraf demektir.

 

  • Fark sosyokültürel açıdan da kendini gösterecektir. Şehirdeki çocuğun lüks tüketim ihtiyacı her daim köydeki, tarım bölgelerindeki çocuklardan çok daha fazla olacaktır. Çocukların eğlence anlayışları bile farklı olduğundan bu tüketim oranı gün be gün artarak çoğalacaktır. Ortam değişkenleri masrafları ve kalkındırma – zayıflatma seçeneklerini belirler. Örneğin İstanbul’daki bir çocuk arkadaşlarıyla eğlenmeye çıktığında bir kafeye, bir bara gidecektir. İstanbul’un talep ettiği ücretler ise herhangi bir yerden farklı ve yüksek olacaktır. Bu ve buna benzer birçok örnek bile gösteriyor ki; babadan alınan harçlık bile çok önemlidir. Tümevarım yöntemiyle böyle küçük detaylar ile sonuca varabiliriz. Verilen harçlıklar sahip olunan çocuk sayısı ile katlanarak büyür. Verilen harçlıklar tam olarak hangi coğrafyada yaşandığına ve o coğrafyanın sosyokültürel yapısına göre büyür.

 

  • Bir de baba mesleği tabiri vardır. 70’lerin ortamında üniversiteler ve sosyal medya bu kadar yatkın değildi. Kapalı bir ortamda doğup büyüyen çocuklar, otomarik olarak babalarının sahip oldukları mesleği sürdürüyorlardı. Bu, bazen tarımcılık, hayvancılık olurken bazen de esnaflık ve zanaatkarlık oluyordu. Ancak, artık en başta sosyal medya var. Kim nerede olursa olsun, sadece ülkesindeki değil dünyadaki tüm gelişmelerden anında haberdar. Böylece çocuk, önünde sonsuz bir ihtimaller dünyasının olduğunun farkına varıyor, hem de çok erken varıyor. ”Baba ben okumak istiyorum” diyerek hayallerinin peşinde koşan çocuklar, ek bir gelir kaynağı olmak şöyle dursun; tamamen gider kaynağı olarak görülüyor.

ço3

  • Önceden erkek çocuk, tarlada, dükkanda yardım edecek bir sermaye olarak nitelendiriliyordu. Kız çocuğu ise annesine evde yardım eden ve zamanı gelince ”başlık parası” karşılığında biriyle evlendirilmek üzere bekletiliyordu. Günümüzde bu türden çağ dışı tecimsel hedefler doğrultusunda çocuk sahibi olmak, büyük derecede düşmüştür. Bir zamanlar toplumun çoğunluğunun mutabık olduğu değerler, önce tartışılmaya daha sonrasında da ortadan kalkmaya başlamıştır.

 

  • Günümüzün dijital ve modern ortamında aile bağları da esnek ve gevşek hale gelmiştir. Öncelerin sıkı sıkıya kenetlenmiş aile figürleri, artık sadece televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde görülmüştür. Bu nedenle zamanı gelince ”aileye bakmak” terimi de aynı şekilde çağ dışı ilan edilmiştir.

 

  • Olayın bir başka yönü ise, çok çocuk sahibi olmak ailelerin bütçesini zorlayan bir unsur olsa da ülkelerin geleceği için de gayet yerinde ve makul bir atılımdır. Genç nüfus demek aynı oranda genç ve dinamik bir ekonomiye sahip olmak demektir. Amerika’da hala var olan evliliği ve üremeyi özendirici reklamlar ve tanıtım reklamları da bunun bir kanıtı niteliğindedir. Ülkeye yararı olan, aileye de yararlıdır. Ancak, dışarıda binlerce evsiz, dilenmek ve çalışmak zorunda kalan çocukları gördüğümüzde de, kaç çocuk sahip olacağımıza karar vermeden önce iyice bir düşünmenin yararlı olacağını söylememizde fayda var.

Ne olursa olsun çocuklar, manen bizim velinimetimizdir. Herkese geçindireceği ve içinde mutlu olacağı aileler kurmasını dileriz.

Yorum yapın