Ekonomik Kriz Sırasında Nasıl ve Hangi İşler Tutar?

Tüm sevgili okurlarımıza merhaba. Bu yazımızda dünyanın ve Türkiye’nin korku rüyası olan ekononik krizleri kısaca inceleyip bu gibi krizlerde hangi işlere yatırım yaparsak krizden minimum düzeyde etkileneceğini tahlil edeceğiz. Kah Türkiye’yi kah dünyayı vuran ekonomik krizlerinin oluşturduğu dar iktisadi ortamlarda hangi işlerin tutacağı konusunda hem tarihten örnekler vererek hem de çeşitli düzlemde mantıklar yürüterek çözümleme yoluna gireceğiz. Öncelikle Türkiye’de yaşanan birkaç büyük ekonomi krizi yılları ve içerikleriyle birlikte verelim ve konuya aydınlatıcı bir başlıkla girmiş olalım.

crisis photo

 

Türkiye’de Yaşanan Ekonomik Krizler:

1946 Krizi:

Cumhuriyetimizin bilinen ilk en büyük krizidir. İkinci dünya savaşının dünya geneline yaydığı krizden ülkemiz de ekonomik kriz alanında etkilenmiştir. Savaşa hiç girmemiş olsak bile, ekonomi denilen dev ağ, ülkemizde de sonuçlarını göstermiştir. Hükümet, ekonomi krizi en kısa ve en doğru şekilde çözmek için ”Milli Koruma Kanunu” devreye sokmuştur. Hükümet, bu noktada istediği işletmeye el koyma, işçileri işten çıkarma ya da işe alma gibi sınırsız yetkilerle donatılmıştır. 1950’ye kadar ki olan dönemde, hükümet kaynağı ve desteğiyle özel firmalara yoğunluk katılmıştı zira. Ancak bu da işletmeciler tarafından istismar edilmiş ve sonu krizlere varan saçma üretim tarzlarına yöneltmiştir. Örneğin tarihte bilinen bir gerçeği aktaralım. Cumhuriyet hükümetinin para ve yatırım fonuyla fabrika açan birinin sakız fabrikası açması. Savaştan yeni çıkmış bir ülkenin içerisinde sayıları çok az olan fabrikalara, bir sakız fabrikası eklemek nereden bakılırsa bakılsın fuzuli ve lükstür. Bu tür hatalar, sanayi devrimini başlatamamış ülkeler için sıklıkla yapılmaktadır. Ülkede doğru düzgün yiyecek ve giyecek üretimi yokken sakız fabrikası açmak gibi fantastik işlere atılım yapmak, hem krizi tetikleyen, hem de olası krizlerde ilk harcanan, iktisadın boşluğuna sürüklenen yatırımlardır.

– Öyleyse ek parantez açarak belirtmeliyiz ki, tarihte de günümüzde de ekonomik kriz sırasında yapılacak yatırımların lüks değil teme ihtiyaçları baz alınarak yapılması gerekmektedir. Ekonomik krizler sadece devleti ve şirketleri vurmaz. Halkı da vurur. Bu da alım gücünün bir hayli düşmesi demektir. Bu nedenle size önereceğiz ilk husus lüks tüketime dayalı üretimlerden itinayla kaçınmanız gerekmektedir. Kapanan bir sakız fabrikası değil yeni açılan bir ekmek fırını olun örneğin. Alım gücünün grafiklerde hızla düşüşe geçtiği süreçlerde, insanların temel ihtiyaçlarına odaklanmakta fayda var. Böylece ürettiğiniz ürünler ve mamuller, hala satın alınabilir olur; bu da kepenkleri indirmenize engel olur.

1974 ve 1980 Petrol Krizleri: 

Petrol fiyatlarında dünya çapında görünen 4 kat artış bu ekonomik krizlerin meydana gelmesine ve patlamasına yol açmıştır. O zamana kadar uygulanan Keynes teorileri terk edilmiştir. Ve arza dayalı üretim anlayışına yer verilmeye başlanmıştır. Petrol krizleri doğrudan petrol şirketlerini değil; önce ülkeleri daha sonra da uluslararası arenada ticaret yapan şirketleri etkiler. Ama her krizde olduğu gibi en çok etkilenen yine kitleler olur. Petrol krizi demek aracınızı dolduracak benzin alamamak ve arabayı kapıların önünde yatırmak demektir.

– Yatırımcılara vereceğimiz mesaj ise açıktır. Adına aldanıp da petrol krizi deyip petrol şirketi kurmaktan ya da onları arenada geliştirmekten asla vazgeçmeyin. Zira çeşitli araştırmalardan çıkan tablolara baktığımızda da görülmektedir ki bugün, dünyanın en zengin ve en güçlü şirketleri, petrol şirketleridir. Petrol krizi demek, petrol fiyatlarının artması demektir. Petrole duyulan ihtiyaç geçiştirilecek bir şey de olmadığına göre, her zaman bir alıcınız olacaktır. Hem de sizin istediğiniz kadar ücreti ödeyecek alıcılar. Hal böyle olunca ister petrol ister doğrudan ekonominin krizi olsun, dünya üzerinde petrol şirketlerini olumsuz yönde etkileyen herhangi bir kriz, kayıtlarda mevcut değildir. Hiç batan bir petrol şirketi duydunuz mu? Muhtemelen hayır. Bu nedenle en azından önümüzdeki 50 yıl içerisinde petrol şirketi açmak ya da bu alana yatırım yapmak her bakımdan karlı olacaktır. Ancak 50 yıl sonra bugünlerde, petrol rezervlerinin suyunu çekeceği de öngörülmektedir. O zaman yine bir yazı yayımlayacak olursak, sevgili okurlarımıza bu sefer alternatif enerji kaynaklarına dair yatırımlar yapması gerektiğini söyleyeceğiz büyük ihtimal.

Şu İş İlgini Çekebilir:  Turizm Krizi Zamanında Bir Oteli Ayakta Tutacak 5 Taktik

1990 Körfez Krizi: 

Türkiye’de ilk defa tamamen dış hadiselere bağlı olarak vuku bulmuş iç kriz olarak kayıtlara geçmiştir. Körfez savaşının komşu ülkelere karşı oluşturduğu tehditkar ortam ve finansal açıdan getirdiği ambargolar nedeniyle Türkiye, Körfez Savaşından bu savaşa hiç girmemesine rağmen ekonomik krizle ayrılmıştır.

– Yakınımızda bir savaşın olma ihtimali her zaman var. Bu nedenle öncelikli olarak ülkelerin ve hükümetlerin yapması gereken temel ayrım şu olmalıdır: Önce yerli üretim sonra dışarıdan alım. Bir ülkenin ne kadar çok yerli üretim ağı ve disiplini varsa, dışarıdaki savaşlardan ve hadiselerden o kadar az etkilenir. Ancak bir ülke ve o ülkeye bağlı bir şirket ne kadar dışarıya bağlıysa o kadar krizlerden etkilenme haline açık demektir. Güncel bir örnek vermemiz gerekirse, Rusya ile yaşanan dış ilişkiler krizinden sonra doğal gaz alımı konusunda sınırlı bir süre de olsa bir sıkıntı yaşanmıştır. Bununla elbette ki kendi doğal gazımızı üretelim gibi saçma bir çıkarım yapılmamalıdır. Odaklanılması gereken nokta, ülkenin sınırları içerisinde üretilmesi mümkün olan her ürünün, bu topraklarda üretilmesi ve satışa geçirilmesidir. Kendi kendine yetme programları özellikle Asya ülkelerinde benimsenmiştir. Türkiye’de çoğunlukla bir Asya ülkesi olduğu için, yatırımcıların üretim – satış opsiyonuna odaklanmaları ve anlayışta piyasanın içinde olmaları önerilir. Aksi takdirde başkasından alıp kendi ülkesinde satmak her daim riskli sonuçlar barındırmaktadır. Zira her an bir yerde bir savaş, bir anlaşmazlık, bir kaos ortamı oluşabilmektedir. Satmak için önce elde etmek gerekir. Elde etmek için ise ya satın almak ya da kendi ellerinizle üretmek gereklidir. Bu durumda en mantıklı ve makul olanı seçmek şirket sahiplerine ve girişimcilere kalacaktır.

1994 Nisan Krizi: 

Ülkemizde en yoğun hissedilen ve sonuçları yıkım içeren ekonomik krizdir. Kamu kesimindekilerin üretimden daha çok harcadığı ortaya çıkmış; bu da hem iç hem dış borç olarak ekonomik krizi beraberinde getirmiştir.

Olası ekonomik krizlerden asgari düzeyde etkilenmenin bir diğer yolu da gıda sektöründe boy göstermektir. Ülkemizde en çok tüketilen ürünlerin başında -doğal olarak- gıda ürünleri başı çekmektedir. Ne olursa olsun insanlar, ama ucuz ama pahalı beslenmek zorundadır. Giyim sektöründe bile, aynı paltoyu onlarca yıl giyen insanlar var olduğu için, sekteye uğrama ihtimali vardır. Ama söz konusu gıda olunca, sürekli yenilenen bir kaynak ve tüketim ağı mevcuttur. Bu nedenle en büyük krizlerden bile gıda firmaları en az zararla kurtulmayı başarmıştır.

Sonuç olarak ekonomik krizlerden en az zararla ve bazı durumlarda karlı ayrılmak için ülkeyi ve ülke insanlarının nelerden vazgeçemediklerini bilmekte fayda var. Türkiye’de en çok tüketilen ürünlerin başında buğday, domates ve patatestir. Görüldüğü üzere riskli pazarlarda her daim temel ihtiyaçları baz alınmalı ve bu merkezi sistemle üretime geçilmelidir. Lüks tüketim ürünleri üretmek ve pazarın içinde söz sahibi olmak ise, olası krizlerin ihtimalinde işi yokuşa sürmek olacaktır. Umarız ülkemizde bir daha büyük bir ekonomik krizi baş göstermez ve umarız kazanan hepimiz oluruz.

 

 

Yorum yapın