Haddini Bilmeyenlerle Başa Çıkabilmek İçin

Had bilmek ya da bilmemek ne ola ki diye düşündünüz mü? Yani diyorum ki kelimenin köküne indiniz mi? Onu etimolojik olarak düşündünüz mü? Ben bu yazının başına oturmadan önce bazı kelimelerin ve tabirlerin anlamlarının içinin boşaltıldığını düşündüm epey uzun boylu. Ve anlamı bilinmeden her söz gibi eksik tesirli olduğunu düşündüm sonra da. Sahi had ne demektir? Haddini bildirmek tabiri nereden çıkmıştır?

Had ya da haddini bilmek deyişi ”hat” kelimesinin yumuşatılmasıyla oluşturulmuş olabilir. Burada hat ise sınır anlamında kullanılır. Bu sayede şimdi yeni bir anlama ulaşıyoruz. Haddini bilmeyen sınırını bilmiyor demektir. Neyin sınırı bu? Mesela nerede durması gerektiğini bilmiyor. Özel hayatınıza burnunuzu sokan bir arkadaş ya da ünlü biriyseniz özel hayatınızla ilgili düstursuz soru soran bir muhabir haddini, yani sınırını, yani nerede durması gerektiğini bilmiyor demektir.

Maalesef teknoloji ve sosyal medya gibi unsurlar arttıkça haddini bilmeyen insanların sayısı da artıyor. Çünkü bu türden teknolojik aygıtlar ve oturduğun yerden istediğin yerden istediğin kişiyle konuşabilme hürriyeti, insanlara omuzlarında taşıyamayacağı, ruhlarının kaldıramayacağı bir cüret birikintisi de verdi.

İnsanlar artık kendi kişisel hesaplarından birer minyatür tanrı gibi davranabilmekte. Ben önemliyim diyen modern insan, bu ultra modern çağda ”ben en önemlisiyim” demeye başlamıştır. Herkes kendisini en önemli, en güzel, en bilgili, en kültürlü addediyor. Şimdi insanların tam olarak neden haddini, sınırlarını bilmediğini açıklayacağız. Nedenleri ve sonuçlarıyla.

Haddini bilmek, bir denge unsurudur. Mesela Türkçe’de çok güzel iki deyiş var. Bunlardan birincisi hepimizin gideceği yer aynı. Yani mesela ben metroya bineceğim. Aynı metroda bir başka kişi. Ama sanırım oraya yanlışlıkla düşmüş gibi. Bir afra bir tafra. Birlikte metroyu kullandığı insanları bir aşağılama, bir offf puff nidaları. Böylesi insanlara hepimizin aynı yere gideceğini birinin hatırlatması gerek. Üstelik aynı metroyla. Diğer bir deyiş de topraktan geldik toprağa gideceğiz deyişidir. Bu kabullenmiş ve öze dönme ruhiyetinde bulunan insanlar hem hadlerini bilirler hem de bilmesi gereken diğer sınırları ve güzellikleri.

İnsanlar Neden Haddini Bilmiyorlar? 

  • Birinci seçenek işlerine öyle geldiği içindir. Şimdi mesela resim alanında sıfır yeteneği biri var. Ancak gelip size şikayetlerini sıraladığı zaman sanki dünyanın tüm ressamları yeteneksiz bir tek kendisi yetenekliymiş gibi anlatır. Okulda zayıf not alan bir üniversite talebesine göre o başarısız değildir. Hocası ona takmıştır. Böylesi örnekler çoğaltılabilir. Kimse kendisine toz konduramaz. Kimse her branşta bol keseden yetenekli olamayacağı gerçeği kabullenemiyor.

 

  • İnsanlar haddini bilmiyor çünkü herkes sürekli olarak birileri tarafından şımartılıyor. Herkesin bir hayran kitlesi var. O hayran kitlesinde olan bireylerin de ekstra bir hayran kitlesi var. İşin boyutları öyle geniş bir alana yayıldı ki kişi hem hayran hem de hayran olunası kişi olabiliyor. Bu hayranlığın aşırı geliştirilmesiyle birlikte herkes bir numara, herkes haddini bilmemesi gereken şanlı kişiler olarak yüceltiyorlar kendilerini. Daha doğrusu önce kendilerini sonra birbirlerini.

 

  • Eskiden değerli olan birçok erdem şimdi bertaraf edilmesi gereken gereksiz ayrıntılar olarak nitelendiriliyor. Örneğin sabırlı olmak? Önceden sabırlı olmak önem ve öncelik arz ederken şimdi bir an önce bitirmek, hızlı olmak gibi tabirler ön planda. Bununla birlikte alçak gönüllülük? Sahi ona ne oldu? Herkes birer rock star ya da pop star gibi takılırken alçak gönüllü olmak ya da tevazu göstermek tamamen çağ dışı, moda dışı ilan edildi. Bununla birlikte had bilmemek de elbette ki yerini ve layığını buldu.

Haddini bilmek diyoruz değil mi? Bakınız bu hacı amca, bir tek şeyin farkında. Bir tek onu yaratanın, Allah’ın kulu olduğunun. Bunun dışında bir nur olan çocukların ellerini tutmak, onların masumiyetlerini, saflıklarını, temiz kalplerini kutlu kılmak için onun önünde eğilip elinden öpmeyi kendisine beis görmüyor. Çünkü biliyor ki had bilmenin bir çocuğun önünde eğilip onun elini sevinçle öpmekle alakası olmadığını biliyor. Asıl had bilmemek ben büyüğüm deyip kimsenin önünde eğilmeyi kendine yakıştıramamak olsa gerek.

Haddini Bilmeyenlerle Başa Çıkabilmek İçin

1– İlk adım, şefkatle gelen ukalalıkları, boşa akıl vermeler, kısacası haddini bilmeyen insanların aşırı davranışlarını göğsünde yumuşatmak olmalıdır. Onlara her zaman alçak gönüllü davranıp tevazu göstermenin güzelliklerini gösterin. Hani olacak iş değil ya, belki sizden görüp onlar da hadlerinin sınırlarını ve durması gereken noktayı bilir. Ancak genelde bu işe yaramaz. Siz alttan aldıkça, tevazu gösterdikçe haddini bilmeyen insanlar sizi daha fazla ezmeye, adeta sizi hakir görmeye başlarla. O zaman ikinci aşamaya geçmekte fayda var.

2– Onlara komik göründüklerini gösterin. Bir ayna olun ve yansımalarında kendilerinin ne kadar yüce gönüllülük taslayıp da birer sahte oyuncu olduklarını anlatmaya çalışın. Görkemli Hayatım adlı izlediğim harika bir filmde ana karakter kendisini bir şey sanan sunucuya şöyle diyordu. ”Bu dünya senin, biz sadece içinde yaşıyoruz.” İşte bu cümlenin kilit noktası tam olarak insanın yetersizliğini, çaresizliğini gösteriyor.

3- Ah Muhsin Ünlü adlı soy adı kadar ünlü bir şairin aforizması da harikulade kıvamdadır. ”İnsan acizdir. Fazla artistlik yapmamalıdır.” İşte haddini bilmeyen insanlara bunları hatırlatın. Yer yüzünde ömrü belli olan, vadesi dolunca bir saniye bile fazla yaşayamadan dünyayı terk eden aciz ve zavallı varlıklarız.

4- Son olarak maalesef hadlerini bilmeyenler, bildiklerini okumaya ve bilmeden okumaya devam ettikleri için geriye kalan çözüm: Onlara hadlerini bildirmektir. Bu karşıda beliren dev insan egosunun elinden tebeşiri kapıp bir çizgi çizmektir.”Bak kardeşim aramızdaki mesafe bu. Bu da seninle benim aramdaki, seninle dünya arasındaki mesafenin belirtilmiş çizgisi. Burayı geçersen canını sıkarım. Zira sen benim yeterince canımı sıktın” diklenmektir. İtinayla had bildirmek, bilmeyene bilmediklerini göstermek demektir zira.

 

İnsan kendini dev aynada gördüğü sürece, kendisine her şeyin yakıştığını sanmaya da devam eder. İşte şu görüntünün aşırılığı da bizi epey rahatsız ediyor. İnsan kendini komik ve gülünç durumlara düşürmeyi çok seviyor. Çünkü kral, çocuk kral çıplak diye bağırsa da bağırmasa da çıplak. Ama yine de kendini giyinik sanıyor. Birileri de böyle tuhaflıklara imza atıp haddini bilmemeye, tevazudan uzaklaşmaya devam ediyor.

Haddini Bilmeyenlere Karşı Bilmemiz Gereken 3 Şey 

1- Kendini bilmek: Sınırlarını bilmek, yapabileceklerini bilmek. Bunun yanı sıra nerede nasıl davranması gerektiğini bilmek. Kendi bedenini, kendi ruhunu, kendi bilincini bilmek. Ve her şeyden önemlisi neden burada, bu dünyada olduğunu bilmek. Yani bir amaca tutunmak ve o amacın kendi amacı olduğundan emin olmak.

2- Haddini bilmek: En zoru ama en gereklisi. Haddini bilmek. Kendini övmek yerine birisi sizi övdüğünde dahi utanmayı bilmek. Evet artık utanma çağı bitti. Devir kendini gösterme, alkışları toplama devri. Eh hal böyle olunca sınırlar birbirine girmiş, karışmış durumda oluyor. Pek tabi doğal olarak.

3- Karşındakinin değerli olduğunu bilmek: Evet karşımızdaki de tıpkı bizim gibi bir insan. O nedenle ne ona başka anlamlar yüklemek tapınmak doğru, ne de onu kendimizde aşağı görüp hakir görmek.

“Haddini Bilmeyenlerle Başa Çıkabilmek İçin” üzerine 2 yorum

  1. kardeşim bi velet var ona dalsam yani bir iki adam salsam üzerine onu bi güzel benzetse olurmu. dediklerin işe yaramazsa bunu yapam mı?

    Cevapla

Yorum yapın