İnsan Beyninin Gizli Güçleri Var Mı?

İnsanlara kızdığımız zamanlar ”beyinsiz” diye hakaret etsek de herkesin bir beyni var. Önce bunda bir anlaşalım. Herkesin, az ya da çok, yoğun ya da seyrek kullanageldiği bir organ olan beyin çok yönlü katmanlarıyla insan vücudunun başkenti olarak kabul edilmeli. Yaratıcılık sürecinde aklımıza gelen tüm fikirler, iletişim alanında ağzımıza dökülen tüm sözcükler beynimizin oluşum süreçlerinde gerçekleşir.

Beynimiz bu açıdan bakıldığında tam bir üretim ve yaratım merkezidir. Zaten tam bu nedenle ne korunaklı olan bölgede, kafa tasımızın içinde vücudumun en yüksek noktasında durur. Başımızı sağa çevirmek istediğimizde beyin bunu belirtir ve onaylar ve saniyeden daha kısa süren vakitlerle birlikte söz konusu eylemler, hareket kazanır.

Yine aynı şekilde duyguların üretim merkezi de beyindir. Yani çoğunluğunun sandığının aksine kalpten gelen bir şey yoktur. Bir şeye üzülme safhasına mı geçtiniz? Beyinden kaynaklı üzüntü hormonları tüm vücudu sarar. Göz yaşları bile gözden damlar ama ilk defa beyinde oluşur. Yine aynı şekilde bir şeye duyulan sevinç ya da haz da, beyinde olup biten şeylerin birer dışa vurumudur.

Bununla birlikte beyin genelde insanın hep daha iyi, daha hayatta kalıcı evrelere geçmesini sağlamaya çalışır. Beyin için vücut da ruh hali de hep pozitif olana, iyi ve umutlu olana yönelik çalışmalardır. Ağlamadan sonra gelen rahatlık hissi, aslında beynin koyduğu bir duvardır. Beyin, adeta evin babası gibi sizi sarar ve ”tamam artık yeter bu kadar ağladığın, iyi ol bakayım, toparlan” der insanın kendisine. Göz pınarları kurumaz aslında. Ondan sonsuz kere yaş gelebilir ama beyin buna izin vermez.

Çünkü söz konusu bahsettiğimiz organ, hayatta kalma içgüdüsü ile birlikte vücudu ve insan bünyesini korumaya ve hep bir adım daha öne taşımaya programlanmıştır. Eğer beynimizin bu kontrollü noktaları ve anaç kişiliği olmasaydı çoğumuz misli misli üzülecek ve intiharın kıyılarında yakın yakın dolaşacaktık.

Öyleyse beynimizin kıymetini bilelim ve şimdi sıkça konuşulan ve çokça yanlış anlaşılan, yanlış bilinen bir konuya geçelim. Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz? Bakalım doğru bilenlerin sayısı kaç? Ve yanlış bilenler şaşıracak mı?

Beyin ile bilinç aynı şey midir?

Bazen felsefe bazen ise tıp alanında yaşanan bir karmaşa, bir tartışma vardır. Beyin ile bilinç aynı şey midir? Bizce değil. Zira beyin dediğimiz şey en azından bir organdır. Gözle görülür bir organdır. Ama bilinç dediğimiz şey ise görülmeyen, elde tutulmayan ve bünyesinde salt bilgi değil aynı zamanda hatıra ve geleceğe dair fragmanlar da bulunduran belirsiz bir alandır. Bu alandaki ayrımı kalp – yürek ayrışması alanında yapabiliriz. Kalp, bildiğin bir organ iken, kan pompalaması ve hayatta kalmayı sağlayan anatomik bir tıp parçası iken, yürek aşklara, destanlara, şiirlere konu olmuştur.

Yürek ile kalp arasındaki uçurum ve bilinmezlik beyin ve bilinç arasındaki farklılıklara gebedir. Bu da ayrı bir tartışma konusu.

Beynimizin Yüzde Kaçını Kullanıyoruz? 

Her yerde duyuyor, okuyor ve izliyoruz. Sanki bir kampanyadan haber verir gibi yok beyninizin şu kadarını kullanıyorsunuz. Yoksa gündüzleri yüzde şu kadarını yok geceleri yüzde bu kadarını kullanıyorsunuz gibi deyişler, söylentiler almış başını gitmiş.

Arkadaşlar son yapılan araştırmalar da bize bir kere daha gösterdi ki net bir şekilde insan oğlu beyninin yüzde yüzünü kullanıyor. Anlamayanlar için bir de şöyle söyleyelim: %100’ünü kullanıyor.

Bilgi kirliliğinin had safhada yaşandığı günümüzde özellikle yaşam koçluk ve kişisel gelişim kitapları bile isteye ya da cahilliklerinden yanlış bir bilgiyi servis ediyor bizlere. Beyninizin yüzde 10’unu kullanıyorsunuz ama yüzde on beşini kullanabilirsiniz gibi saçma ve para odaklı pazarlama faaliyetleri yürütülüyor. Hal böyle olunca da insan yanlış bilgilerin kıskacında yönlendirilip duruluyor.

İnsan, yüzde yüzünü kullanıyor beyninin ama bu tam zamanlı yapamıyor. Tek farkı bu. Yani bir zaman geliyor, örneğin matematiksel manada bir işlemi çözerken örneğin bir kısmını kullanıyor. Kitap okurken ise daha az kısmını kullanıyor. Ama sonuç olarak beyin, yüzde yüz olarak potansiyel ve işlevsel olarak tamamını kullanıyor beyninin.

Beyin ile ilgili ilginç bir bilgi daha...

Beyin ile ilgili bir yeni ve şok edici gerçek daha Norveçli bilim adamları tarafından kanıtlandı. O da şu ki: İnsan öldükten sonra beyin aktif olarak 10 dakika daha çalışıyor. Bu korkunç gerçek bize gösteriyor ki biz öldükten sonra beyin tıpkı yaşıyormuş gibi ölümü kabullenmeyerek tıpkı hayatta olduğu zamanlar ki dışarıyı algılamaya ve var olmaya devam ediyor. Bu demektir ki biz öldükten sonra ruhumuz ayrılsa bile beyin vücuduna sahip çıkmaya ve sonuna kadar mücadele etmeye kaldığı yerden devam ediyor. İlginç. Pek ilginç!

Telepati Nedir ve Gerçek Midir? 

Evet arkadaşlar telepati gerçektir. Ve modern bilim ve tıp tarafından gerçekliği uzun zamanlardan beri kabul edilmiştir. Peki telepati nedir?

Telepati göz, kulak, burun, el ve ağız dışında, yani beş duyumuzun haricinde başka beyin frekanslarıyla iletişim kurmamızı sağlayan iletişim şekline telepati denir. Telepati özel bir uzmanlıktır ve bazı özel insanlarda vaki bulunur. Telepatinin gerçekleşmesi için sağlanması gereken birinci öncül, iki tarafın da telepati denilen özel iletişim alanından haberdar olması gerekmektedir.

Telepatinin gerçekliği birçok özel denemeden ve deneyden sonra tam olarak gerçekliğini ilan etmiştir. Yani bu artık, hurafe değil bilimsel bir gerçek.

Telepati için göz teması şart değil!

Telepatinin tam olarak nasıl gerçekleştiğini gösteren özel bir görsel. Evet göz teması şart gibi görünse de aslında değil. Zira biliyoruz ki 10. 000 kilo metre öteden bile insanlar telepatik iletişim kurulabiliyor. Bunun yararları da zararları da var elbet. Yazımızda kısaca buna da değineceğiz.

Telepati Sayesinde Neler Yapılabilir? 

Telepati sayesinde aralarında binlerce kilometre mesafede olan insanlar bile iletişim kurabilir. En özel bilgiler kimselere sezdirilmeden, tamamen gölgeli bir şekilde ve üstelik en hızlı biçimde karşı tarafa aktarılır. Bu da birçok açıdan elverişlidir.

Ve evet aynı zamanda telepati ölçülmeyecek kadar hızlı bir iletişim yoludur. Şöyle bir aforizma yuvarlayabiliriz hatta. Telepati sayesinde, düşünce, ışıktan hızlı hareket etmektedir. Bu sayede insanlar, herhangi bir kayda kuyda, deftere kaleme ihtiyaç duymaksızın birbirleriyle tamamen algısal ve birtakım frekanslar aracılığıyla ulaşabilir, bildiğin baya baya telepati yoluyla muhabbet edebilir.

Peki ya telepatiye ek parantez olarak beyin gücüyle yönlendirme diye bir şey var mıdır? Gelin yazımızın son kısmında bu konuya kısaca bir göz atalım.

Beyin Gücüyle Yönlendirme Diye Bir Şey Olabilir Mi? 

Evet arkadaşlar. Olabilir ve hatta olmakta. Beyin gücüyle yönlendirmenin var olduğunu psikanalizden biliyoruz zaten. Hipnoz dediğimiz şey tam olarak beyin gücüyle yönlendirme prensibinin psikolojik ve elektro manyetik süzgeçlerinden geçirilerek hastaların iyileşmesi, geçmişlerine gitmesi geçmişlerindeki sorunlarını bulup onları iyileştirmesi şeklinde cereyan eder.

Beyin gücüyle yönlendirmenin ve telepatinin de yanlış ellere ve art niyetli ellere geçmesi ise oldukça sıkıntılı bir sürece işaret etmektedir. Zira bu nedenle insanlar istemedikleri şeylere yönlendirilip istemedikleri şeyleri hatırlamadan ve kendilerinde olmadan gerçekleştirebilirler. Bu ise birçok açıdan suça ve yanlışa eğilimi tetikleyecektir.

Bir başka yazımızda görüşünceye kadar herkese ”beyin bedava” diyerek tatlı tatlı veda ediyoruz sizlere.

“İnsan Beyninin Gizli Güçleri Var Mı?” üzerine bir yorum

Yorum yapın