İş Kazalarını Önlemek İçin Taktikler

Merhaba arkadaşlar. Bu yazımızda iş kazalarından bahsedeceğiz sizlere. Yazımızı okuyan bir yerin sahibi ya da patronu olabilir. Yine aynı şekilde bir işletmenin, bir şirketin çatısı altında en üst seviyeden en alt seviyeye kadar uzanan geniş bir yelpazede çalışan bir arkadaş da olabilir. Ne olursa olsun bu yazıyı bir kamu spotu olarak görmenizi istiyoruz. Bu yazımız tamamen bilinçlendirmek ve artık iş kazalarını ve işçi ölümlerini en aza indirgemek için yazıldı.

accident photo

Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Belli başlı istatistiklerde hep sonları çekiyoruz. Futbol programını açıyoruz. Türkiye ligi şöyle ciddiye alınmıyor, şöyle kötü. Herkes eleştiriyor. Haberlere bakıyorsun, çevre kirliliği konusunda başı çeken bir ülke olduğunu öğreniyoruz. Şarkıları dinliyoruz, çalıntı çıkıyor. Televizyon filmleri, dizileri kapağına kadar ha keza çalıntı çıkabiliyor.

Ama tüm bunların dışında çok daha ciddi, çok daha hayati bir sorunumuz var. Bu sorun öyle büyük bir sorun ki hayati olduğu kadar önlem ve gerekli tedbirler alınmadığı sürece ölümcül de olabiliyor. Zaten en büyük sorunumuz da bu sanıyorum ki. Hayati olanı hayatta tutamayıp ölümcül bir arenaya kaptırmak.

Hayat ellerimizde. Onu sıkıca tutmak, kavramak ve bağrımıza basmak da bizim elimizde. Elimizden kaçırıp da ölümün bölgesine kaptırmak da öyle.

Türkiye’de sıkça duyduğumuz bir söz var. ”İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.” Ama maalesef ülkemizde insan hayatından daha ucuz hiçbir şey yok. Her gün izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz haberlerin satır aralarında bile öyle trajik ölümler, öyle incecik nedenlerle ölen insanlar var ki şikayet etmemek, ah etmemek, içlenmemek ve bir şeylere, birilerine veryansın etmemek elde değil!

Belki de en beteri ölümlerin çoğaldıkça duyarsızlığın da artması. Halbuki ters mantık bu. Ters bir döngü. Ölümlerle çoğaldıkça tepkiler ve duyarlılıklar artmalı. Artık bir yerde haksız bir netice sonucu ölen insanlar gördükçe birkaç tweet atıp birkaç durum güncellemesi yapıyor ve sonra sessiz, sakin ve GÜVENLİ odalarımıza, yataklarımıza geri dönüyoruz. Klavye kahramanlığı ile bir yerlere varamayacağımızı anlamamız gerekiyor sanırım. Zira bu iş böyle sürdükçe insanlar üç kuruş para uğruna ölmeye, sakat kalmaya, bir daha çalışamayacak duruma gelene kadar yaralanmaya devam ediyorlar.

Bize ciddi bir önlemler paketi ve bilinçlenme süreci gerekiyor. Umarım bu yazımız binlercesine ulaşır. Bu sayede kulaktan kulağa, haberden habere daha sağlam ve gerçek geçişler yaparız. Hakan Günday, bir röportajında yaşanan her ölüme aynı derece üzülmez ve tepki göstermezsek bu insanlığın sonu geldi demektir, diyor. Kesinlikle haklı. Ama bizim terminolojimizde insanlık olarak, başkalarının ölümü hep bir haber değeri taşıyor.

Sanırım bu da fazla televizyon izlemek ile ilgili. Bir haber, asla gerçek değildir algısının kuşatılmışlığı sarmış tüm algı sistemimizi. Bununla birlikte yaşanan her ölüm, bizim ya da yakınımızın başına gelmediği sürece gerçek bile değilmiş gibi görünüyor.

Yine de söyleyelim ki önümüzdeki en büyük engel, duyarsızlık ve başkalarının ölümüne seyirci kalışımızın her geçen yıl, her geçen gün daha da tutkallı bir biçimde ruhumuza yapılması. Stalin’in tespiti belki özetler nitelikte olur. ”Bir kişi ölürse bu dramatiktir, on kişi ölürse bu trajiktir, ama 1 milyon kişi ölürse, bu istatistiktir.”

Ölen insanları birer istatistik olmaktan çıkarıp hayatın bir gerçekliği ve çevresi kadar kendi acımız da kabul etmeliyiz. Şimdi sizi kısaca rakamlarla Türkiye’de iş kazalarına bırakalım. Daha sonra birçok seçenekle birlikte bu kazaları önlemek için söz konusu dizili taktikleri bir bir sizlerle paylaşalım.

İş kazaları ve işçi ölümleri deyince ülkemizde en fazla akla gelen meslek madencilik maalesef. Dayım da eskiden madende çalışıyordu ve ne kadar kötü koşullarda çalıştıklarını bize anlatırken gözleri doluyordu. Dünyanın en zor mesleği olan madencilikte ödül olarak ölüm değil dolgun maaş ve yaşam kalitesi verilmeli. Sağlık söz konusu oldu mu ölümleri değil iyi birer yaşam kalitesi çizgilerini konuşmalıyız. Umarım o günler yakında gelir. Daha fazla masum çalışanın canı yanmadan, yüreklere kor ateşler düşmeden evvel!

Rakamlarla Türkiye’de İş Kazaları 

Maalesef bu konuda hiç iç açıcı bir ülke değiliz. O nedenle bu yazımızı okuyacak arkadaşların büyük bir ciddiyet ve ağır başlılıkla okumalarını rica ediyoruz. Zira Türkiye, iş kazaları alanında dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinci sırada.

Bunun en büyük nedeni taşeron. Sıfır denetleme. Özel sektörün en özel ve gizli kapaklı arka sıralarında işe ihtiyacı olan insanları tam anlamıyla ”öldürene kadar” çalıştırıyorlar. Bu da rakamlara vuruyor. Bir de bazı yerlerde rakamlarla yansıtılmayan unsurlar var. Onları da katarsak belki de dünyada da birinci sıradayız.

Bu güzel ülkenin artık güzel şeylerde birinci olması, gelmesi lazım. Şimdi size iş kazalarını sıfıra indirgemek için yapılacakları taktik taktik, madde madde sıralayacağız.

İş Kazalarını Önlemek İçin Taktikler 

1- Güvenlik önlemleri arttırılmalı: En büyük sorun elbette ki güvenlik önlemlerinin yetersizliği. Türkiye’de her iş o kadar alelacele yapılıyor ki. En sakat, en dikkat edilmesi gereken işler bile müthiş bir telaşla ve tamamen işçinin hayatını, sağlığını göz ardı ederek yapılıyor. Bu da iş kazalarını ve işçi ölümlerini kat be kat arttırıyor. Bunun önüne engel olmak için her yerde asılı olduğu gibi önce iş güvenliği demeli ve bunu gerçek hayata uygulamayı bilmeliyiz.

2- Kişiler, sırf şirket çıkarı için fazla çalıştırılmamalı: Maalesef en merdiven altı işletmelerden tutun da en yüksek ölçekli şirketlere kadar bu ülkede özellikle özel sektörde insanlar insani olmayan sürelerde çalışıyor. Fazla yorulan bünye de hata yapmaya ve kaza olanaklarını kendi aleyhine arttırıyor haliyle. Günde sekiz saat çalışmak eskilerden kazanılmış bir haktır. Bugün kişi 10 saat çalışacağı bir iş bulunca bile seviniyorsa, bir yerlerde birilerinin aşırı çıkar ilişkileri var demektir.

3- İşe alınmadan önce personeller sağlık kontrolünden geçirilmeli: İşe uygunluk her zaman için bir takım testlerden geçirilerek tespit edilmeli. Maalesef ülkemizde bu da yaygın değil. Yarın gel işe başla deniyor. Bu kadar.

İnsan hayatı zaten pamuk ipliğine bağlı. Bir de bu ipliği daha inceltici hatalar ve göz ardı edişler yapılmamalı. Bastığınız yere dikkat edin!

4- Bilinçlendirici kataloglar dağıtılmalı, kısa filmler çekilmeli: Kataloglar her yerde elden ele dağıtılmalı, bazen resmi gazetelerde yayınlanmalı. Bununla birlikte kısa filmler çekilmeli ve bu filmler işçiye de patrona da bir bir izletilmeli.

5- Çalışanlar, herhangi bir işi yapmak için zorlanmamalı: Bir kişi bir işi yapamıyor olabilir. Herkes her işi yapacak diye bir kaide yok. O nedenle becerebileceği ya da kaldırabileceğinden daha büyük işler personelin sırtına bindirilmemeli.

6- Şakalaşan işçiler ikaz edilmeli, tekrarlanırsa işten çıkarılmalı: Tek sorun elbette ki şirketler, işletmeler değil. Bazen de işçilerin tutarsız ve lakayt davranışları kazalara sebebiyet veriyor. Riskli ve tehlikeli aygıtlar ve aletlerle yapılan saçma şakalar, kişilerin yaralanmasına ve hatta ölmesine neden olabiliyor!

7- Sağlık Bakanlığı ve görevli sendikalar güvenlik kontrolü yapmalı: Özel şirketler sık sık denetimden geçirilmeli. Bu denetimler de önceden haber verilmeden Sağlık Bakanlığı ve sendikalar gibi yetkili merciler tarafından yapılmalı.

Yorum yapın