İyilik adına kötülük yapmanın meşruiyeti

• Düşük Sermayeler İle (2000-3000TL) Yatırım Yapmak Mümkün!-Sanal Parayla Ücretsiz Deneyin!-İlandır

Kötülüğün meşruiyetinin sınırlarını nispeten geniş tutan “Bernard de Mandeville” ve “Niccolò Machiavelli” gibi düşünürlerin aksine “Kant” gibi evrensel, sabit, kesin ahlak yasaları ile bu sınırları bir hayli daraltan görüşler de mevcuttur.

Kötülüğü kabaca; “olumsuz bir harekette bulunma veyahut “ihmal suretiyle negatif şeylere sebebiyet verme” olarak tanımlayabiliriz.

Kötülüğün tanımları da kişiden kişiye değişiklik gösterir. Mesela; bir çocuk için kötü olan şey “annesinin ona oyuncak ayı almamasıdır“. Bir dükkan sahibi için ise kötü “dükkanın kar etmemesidir“. Hukuk düzeni için ise kötü dediğimiz şey “kamu düzenin sürdürülebilirliğine ve gelişimine zarar veren şeylerdir“.

İşte bu sebeple hukuk düzeni ensesti suç saymaz; zira o bireyin görüşlerinden ziyade kamu düzeninin sürdürülebilirliği ile daha ilgili ve alakadardır! İnsanlar çocuk yapmaksızın ensest ilişkide bulununca kamu düzeni telafisi zor yaralar almıyor. O sebeple hepimizin bireysel olarak reddettiği ensest konusu sevgili Türk Ceza Kanunu’nun pek de umrunda değildir. Böylesi ahlaki konular karşısında ceza kanunu; “Banane la; senin rızası hilafında, reşit olan birileriyle gizli gizli düzüşmenden. Zaten işim başımdan aşkın, bide sizinle uğraşacak değilim” der geçer gider :))) Türk Ceza Kanunu ‘sezgileriyle çoğu zaman doğruyu bulan, fazla konuşmayan, az ama öz kelam eden, yaptırım gücüne sahip, iyi niyetli, maço, iyi dövüşen, korkusuz, kendine özgü namus kurallarının dışına çıkmayan ve ara ara hatalar da yapabilen bir adama’ benzer 🙂 Evet; son derece de eril bir kanundur.

Ceza Kanunları “meşru müdafa” hallerinde yakın ve etkili bir tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla “tehlike ile orantılı olarak” sınırlı bir kötülük yapmayı meşru kabul etmiştir. ‘Elindeki silahı öfkeyle gövdenize veya başınıza doğrultmuş ve yanınıza doğru koşmakta olan bir adamın bacaklarına 2-3 kurşun sıkmanız’ örneğinde olduğu gibi…

Yine aynı ceza kanunları haksız bir tahrik altında öfkelenmeniz sebebiyle birisine ağır hakaretler, tehditler savurmanız hallerinde de kötülüğü “somut bir başka kötülüğün karşısında bir dereceye kadar veya tamamen meşru kabul edebiliyor“. Mesela; bir yakınınıza ya da şahsınıza yaralamak suretiyle kötülük yapmış bir adama ansızın küfretmek, tehdit etmek eylemleri buna örnektir. (Hakaret tamamen meşru sayılabilsede tehdit en fazla 3/2 oranında meşru sayılabiliyor)

İlgili ceza kanunları “zorunluluk hallerinde” alakasız bir kişiye “zorunluluğu bertaraf edecek şekilde sınırlı ve ölçülü bir kötülük yapmayı da “bir dereceye kadar meşru kabul ediyor. Mesela bir ayıdan kaçarken can havliyle rastgele bir konutun camını kırıp içeri atlamak eyleminde olduğu gibi…

Aynı ceza kanunları kötülüğü “hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı hallerinde” kanunla sınırlı kalmak kaydıyla “ölçülülük ve orantılılık” ilkelerini de gözeterek somut olaylara göre meşru kabul edebiliyor. Mesela herhangi bir askerin görevi sırasında görevinin gereği olarak elinde otomatik silahlarla kalabalıklara ateş eden birini öldürmesi durumları buna örnektir. Basın hakkını kullanabilmek için kişilik haklarına taşmak zorunda kalan yazarın yaptığı da buna örnektir. Bir infaz savcısının kişinin hürriyetini onu bir cezaevine hapsetmek suretiyle hukuka uygun şekilde ihlal etmesi örneğinde olduğu gibi…

Buraya kadar yazdıklarım işin tartışma götürmez kanuni boyutlarıdır. İşin hukuki boyutlarından tümden bihaber olan okuyucularım için yazının başında kalsın. Şimdi somut örnekler üzerinden yavaştan daha komplike alanlara gireceğim.

————————–

Hızını almış ve freni patlamış bir trende makinistin önünde bir yol ayrımı olduğunu farz edelim. Bu yol ayrımına vardığında dümdüz devam ederse rayların üzerinde çalışmakta olan 5 işçi ölecek. Trenin yönünü sağdaki raya doğru kırarsa bu sefer de rayların üzerinde çalışmakta olan 1 işçi ölecektir. Makinist her halukarda birilerinin ölmesine göz yummak ZORUNDA OLDUĞUNDAN emin olsun. Bu durumda yapması gereken sağa kırıp tek kişinin ölmesine vesile olmaktır… Makinist bu durumda katil olmayacaktır. Zira burada beklenmeyen, ihmali bir arıza vardır. Bu arıza karşısında makinistin yapması gereken; bu beklenmeyen arıza sebebiyle en az zarara yol açmaktır. Etik olan budur… Eğer ki o makinist kolu çevirmez ise “ihmal suretiyle icradan” söz etmek gerekecektir. Yani işte o zaman ihmali davranışla ilaveten birilerinin ölmesine sebep olmuş olacaktır. Böylesi zorda kalınan noktalarda iyilik için kötülük yapmış olunmuyor. Zararlardan daha azının zorunlu tercih edilmesi söz konusu oluyor. Bu ikisi farklı şeylerdir.

Peki aynı soruyu daha farklı açıdan sorayım. Kendinizin; aynı bozuk frenli treni bir köprünün üzerinden seyreden bir vatandaş olduğunu varsayın. Söz konusu kaza riskinin farkındasınız ve köprünün üzerinde yanınızda duran şişman adamı raylara doğru aşağı itmek suretiyle aşağıdaki raylarda bekleyen 5 işçinin kaçmasını sağlayıp bu 5 kişinin ezilmesini önlemiş olacaksınız. Sizce böylesi bir şey meşru mudur? Etik midir? Değildir efendim. Bu halde “zararlardan az olanının tercih edilesinden” DEĞİL “iyilik adına kötülük” yapılmış olunur ve bu türden bir kötülük ne kanunun ne etiğin kabul edebileceği türdendir. Alakasız bir insana karşı yok yere hukuksuz suç işlemek kabul edilemez!

• Düşük Sermayeler İle (2000-3000TL) Yatırım Yapmak Mümkün!-Sanal Parayla Ücretsiz Deneyin!-İlandır

Yine bir başka örnek ise bir doktorun ölmek üzere olan 5 ağır hastanın olduğu odayı mı yoksa koridorun sonundaki ölmek üzere olan 1 ağır hastanın olduğu odayı mı tercih edeceği üzerinedir. Bu halde doktorumuz zaman ile yarıştığı için elbette daha fazla insanı kurtarmak adına 5 ağır hastanın olduğu odaya gidecektir. Bu halde “Zararlardan en hafifinin zorunlu seçimi, tercihi” söz konusudur.

Peki ya aynı doktorumuz ölmek üzere olan 5 ağır hastayı kurtarmak adına sağlıklı bir insanın akciğerine, karaciğerine, dalağına, böbreğine, pankreasına ihtiyaç duyduğundan dolayı bunları temin edip nakletmek amacıyla sağlıklı bir hastasını iğne ile uyutup organları ile 5 kişiyi kurtarsa idi sizce burada etikden bahsedilebilir miydiniz? Elbette hayır, zira burada da “iyilik adına kabul edilemez kötülük” söz konusu olacaktır. Bu türden bir kötülük de ne zorunluluğa ne haksız tahrik müessesine ne de meşru müfafa kurumuna dayandığı için kamu düzeni açısından kabul edilemez…

**************

Bu örneklerde etikliği belirleyen şey “edilgenlik, pasiflik veyahut aktiflik” falan değildir. Zira hiç hareket etmemek suretiyle de feci kötülükler yapılabilir. İhmal suretiyle icra yoluyla ağır suç bile işlemiş sayılabilirsiniz. Bu örneklerde esas belirleyici olan şey zararlardan az olanının seçim zorunluluğudur

Siz kimseyi bir köprüden atmak zorunda değilsiniz, bu durum alakasız kişilerin hakkını gasp etmek anlamına gelecektir ve köprüden atmadığınız için kimse size kalkıp neden köprüden atmadın diyerek sorumluluk veya kusur yükleyemez, atfedemez…. Ancak o treni öyle ya da böyle bir yöne çevirmek ve zararlardan az olanı tercih etmek zorundasınız; yani risk altında olanlardan birisinin ezilmesine göz yummak, ZORLA TERCİH ETMEK ZORUNDASINIZ; zira bu tercihin kontrolü tam olarak sizde değildir. Bu tercih sizi değişik etkenlerin, başkaca dinamiklerin iteklediği ‘zorunlu bir tercihtir’.

Siz doktor olarak hasta dolu odalardan birini seçmek zorundasınız. Dolayısıyla daha fazla ölmek üzere olan hasta ile dolu olan odayı seçmez iseniz kusurlu bile sayılabilirsiniz. Ancak birilerini kurtarmak adına birini öldürmek zorunda değilsiniz. Birilerini kurtarmak adına birisini öldürmediğinizde de kimse size “neden öldürmedin?” diyerek suçlamada bulunamaz, kusur atfedemez!. Zira kişinin vücut dokunulmazlığına yönelmek bu halde kaderin sizi itelediği zorunlu seçimlerin şıklarından birisi değildir…

Buraya kadar yazdıklarım ise Harvard Üniversite Felsefe Profesörü Michael Sandels’in “cinayetin ahlaki yanı” üzerine vermiş olduğu dersten alıntılanmış örneklerdir. Tam da bu başlığı yazmak üzereyken rastgele karşıma çıkan bu profesörün dersini içeren bir video kaydını yayımlayan Düşünbil Portal’a buradan teşekkür ediyorum. Normalde kolay kolay doğal link vermem ama bu ekibe link vereceğim; hem de dofollow 🙂 Felsefe, psikoloji, sosyoloji üzerine çok faydalı içerikler bulabileceğiniz “dusunbil.com” sitesini hepinize iftiharla öneririm…

——————————

Şimdi hukuk sistemlerimizin bazen bocaladığı ve tam olarak işin içinden çıkamadığı örneklere değinmek istiyorum.

Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi diğer adıyla “masumiyet karinesi” iyilik adına kötülük yapma başlığında sıkı sıkıya irdelenmesi gereken bir husus diye düşünüyorum…

Bazı suçluların yarattığı mağduriyetleri bir nebze daha azaltmak adına suçsuz insanların yok yere cezalandırılmasına göz yummak sizce “zorunlu ve kaçınılmaz bir tercih midir?

Yani hırsızların yarattığı mağduriyetleri gidermek adına daha çok hırsızı cezalandıracağım diye bu ilkeyi hiçe saydığımızda aralarda kaynayan suçsuz insanların yok yere hapis yatmasına ya da cezalandırılmasına göz yummuş olacağız. Sizce bu durum yukarıdaki örnekler ışığında “öyle ya da böyle yapmak zorunda olduğumuz ille de seçmek durumunda kaldığımız emrivaki bir tercih midir?”

Normalde öyle kendimden emin konuşmam, ama bu sefer kendimden feci şekilde eminim ve büyük büyük yazacağım: HAYIR ZORUNLU BİR TERCİH DEĞİLDİR EFENDİM.

Bazı şüphelileri esasında aralarında azılı suçlular bile olsa içlerinde bulunması muhtemel 1 adet masum insanın hatrına salmak, cezalandırmamak gerekir. Aksi halde yukarıda bahsettiğim; hasta kurtaracağım diye adam öldüren, katil doktorun durumuna düşmüş oluruz. İyilik yapacağım diye alakasız insanlara BİLE BİLE kötülükler yapmış olacağız. Böylesi bir ihtimal ise sistemlerimizde ne olursa olsun kabul edilemez…

Yine aynı şekilde ceza kanunlarını mağdur kadınları kurtaracağım derken sert, katı, acımasız, merhametsiz ve masumiyet ilkesini ihlal eder hale getirdiğiniz zaman işte yine bu yukarıdaki organ hırsızı katil doktorun durumuna düşmüş oluyorsunuz. Ekstradan 1 sapığı cezalandıracağım diye ilaveten 1 masumu da göz göre göre sırf ŞÜPHELİ DİYE cezalandırmış oluyorsunuz.

Şüphelilerin hepsinin değil de “suç işlediği şüphe götürmeyecek şekilde sabit olanları cezalandırma tercihimiz de” bu bahsettiğim etik değerlerden ileri gelir sevgili parlakfikirler okurları…

Şimdi ceza hukukundaki en meşhur ve en ekstrem örneklerinden birini yazacağım. Aynı anda bir şişeye ateş eden 5 kişiden 4 tanesi şişenin yanındaki adama bilerek ve isteyerek öldürme kastıyla 4 el ateş ederek öldürmüş olsun birisi ise sadece şişeye ateş etmiş ve hakikaten masum olmuş olsun. Öldürücü olan o 4 el merminin ve şişeye yönelebilen tek merminin kimden çıktığı da belli olmamış olsun. 5 kişinin hepsi de hemen hemen aynı derecede şüpheli olmuş olsun. Şüphelilerden hepsi de ““ben yapmadım gardaş adama iftira atma”” demiş olsun. Aralarından 1 kişi şişeye ateş ettiği için ve kimseyi öldürme kastı da olmadığı için gerçekten masum olmuş olsun. Esas faillerin kim olduğu da tam olarak bilinmese bile bu 5 kişiden 4’ü olduğu kesin. Böyle bir durumda bu 5 kişinin hepsi de beraat edebilir. Hukuk düzeni için doğru olan budur…

Etik olarak da doğru olan budur. Zira 4 katili cezalandıracağız diye ilaveten bilerek ve isteyerek o masum 1 adamı yok yere cezalandırmak, zorda değil iken kötülük yapmak kabul edilemez! Böylesi bir şeyin kabulu durumunda insanlar özgürlük ve güvenlik duygusundan mahrum kalırlar.

Sonuç olarak iyilik adına kötülük yapmak tüm kötülüklere bahane ve gerekçe sağlayabilecek kadar tehlikeli ve sapkın bir şeydir.

• Düşük Sermayeler İle (2000-3000TL) Yatırım Yapmak Mümkün!-Sanal Parayla Ücretsiz Deneyin!-İlandır • “Parlakfikirler” Yazarı Olabilir Ve Ek Gelir Elde Edebilirsiniz!-Editörlük Başvurusu İçin Tıklayınız.

Yorum yap

Lüften yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz