Moda ve Tekstil Sektörünü Ne Belirler?-Geleceğin Modasını Tahmin Etmek!

Bu yazımızda tekstil ürünleri satmak isteyen veya bu tip giyim ürünlerinin imalatını yapmak isteyen arkadaşlarımıza bir rehber olsun diye özel bir içerik üretme kararı aldık. Bu rehberimizde moda sektörünün gidişatını, geleceğini, nasıl ve hangi yollardan geçerek ilerlediğini görebileceksiniz. Sektörün hangi faktörlerden ve dinamiklerden etkilendiğini inceleme fırsatı yakalayacaksınız.

1- Cinsiyet Rolleri:

Sigmund Freud, kitaplarının birinde bir insanın tanıştığı birinde dikkat ettiği ilk
özelliğin konum, coğrafya ve yaş fark etmeksizin ‘cinsiyet’ olduğunu iddia etmiştir. Bu
iddia Freud’un diğer marjinal olarak addedilecek savlarına göre çok daha kabul
edilebilir. Ne olursa olsun karşımızdaki yeni simaların, yeni kişiliklerin kafamızdaki
sınıflandırmasında öncelik cinsiyete aittir. Kadın mı erkek mi sorusundan sonra yaş,
eğitim, memleket gibi ikincil konuların yanıtları aranabilir.

Söz konusu giyim kültürü olduğunda da cinsiyet rollerinin ne derece önemli ve dahası
belirleyici olduğunu anlamakta fayda var. Dünyadaki tüm mağazalar erkek – yetişkin
ayrımından önce kadın – erkek reyonları olarak ikiye ayrılır. Tüm modacılar, stilistler
ve tekstil işçilerinin hiyerarşik çalışma sistemi dahi bu vizyon ile başlayıp biter.
Her kıyafet bir fikir ile ortaya çıkar. Kafada başlayan tasarım oradan elde kaleme
düşer. Ancak sorulan / sorulacak ilk soru şudur:

– Bu kıyafet kime yapılacak?

Bu soruya verilecek ilk cevabı belirleyen temel faktör de beğeni düzeyleri ya da iktisadi
sınıf değil cinsiyet olacaktır.

Kıyafet Tasarımlarında Kadın – Erkek Ayrımı

Giyim kültüründe kadın ve erkek ayrımı her zaman için yüksek seviyelerde olmuştur.
Ta ki günümüze gelinceye kadar… Ancak günümüzdeki değişen kültüre değinmeden
önce kıyafet tasarımlarında ve seçimlerinde kadın ile erkeği birbirinden ayıran temel
nüansları ve büyük farklılıkları değerlendireceğiz.

Söz konusu giyim olduğunda kadınların erkeklere oranla en az 3 -4 kat daha fazla ‘satın
alma potansiyeli’ taşıdığını söylesek yanılmış olmayız. Bu sadece kıyafet lerde değil
aksesuarlarda da kendini fazlasıyla gösterir. Ortalama bir erkek tüm yılı iki çift
ayakkabı ile geçirirken, kadınların çoğunluğu ayakkabı ve çanta konusunda birer
koleksiyoncu gibi hareket ediyor.

Kültürü, endüstriden bağımsız düşünmek safdillik olacaktır. Endüstrinin parçalarını
bir puzzle gibi tamamladığı kültür, ‘Kültür Endüstri’ adıyla anılır. Yazımızın ana
konusunu oluşturan giyim kültürü de beğeni – tercih ikilisinde değil üretim – tüketim
değerlerinde kendini gösterir. Kadınların satın almaya çok daha meyilli olduğu giyim
nesneleri hem nitelik hem de nicelik olarak çok daha fazla olmak durumundadır. Ancak
bunu sadece talebin arzı belirlemesi olarak düşünmemek gerek. Çoğu zaman arzın
kendisi talepleri şekillendirir ve kendi istediği noktaya çeker.

Burada da devreye ‘moda’ adlı ayrı bir kavram ve kurum giriyor. Oscar Wilde’ın
‘Moda o kadar çirkin bir şeydir ki onu altı ayda bir değiştirmek gerek.’ Mizahi açıdan
verimli olsa da herhangi bir gerçekliği barındırmaz. Bu modanın çirkinliği değil bir endüstri olarak giyim dünyasının ‘sürekli satış’ ihtiyacına dayanır. Konu her yerde, her
kavramda olduğu gibi yine ekonomiye dayanır.

Sadece zengin ve elit kesimin asgari ücretle çalışan bir kadının bile küçük de olsa ayrı
bir ayakkabı dolabı bulunmaktadır. Ortalama bir kadının en az ondan fazla çantasının
bulunduğu da ayan olan gerçeklerden bir diğeri. Buradaki ele alınması gereken temel
noktalardan bir diğeri ise fıtrat / yaratılış özellikleridir. Kadınlar doğaları gereği
erkeklere oranla süslenmeye, estetiğe daha meyillidir. Bunu bilen ve olabildiğince
sömüren sektör de bu bilgi kapsamında üretimlerini her zaman fazla ve çok çeşitli
tutmaktadır.

Giyim kültüründe temel erkek kadın ayrımları üretilen kıyafet ve aksesuarların
çeşitliliğinde de kendini gösterir. Erkekler de kadınların da tercih ettiği en açık, en
parlak renkleri tercih etmektedir elbette. Ancak bu azınlıkta kalan bir beğeni düzlemi
olduğu için ‘münferit’ olarak değerlendirilmelidir. Herhangi bir mağazaya girdiğinizde
– bu bir online mağaza da – olabilir erkeklere ayrılan kategoriler ile kadınlara sunulan
katalogların çeşitlilik açısından son derece farklı olduğunu görebilirsiniz. Erkek için
alışverişin yörüngesini ‘ihtiyaç’ belirlerken kadınlar için ‘estetik, şıklık, konfor,
detaylar, renkler’ belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.

2020 Yılında Giyim Kültürü ve Cinsiyet Faktörleri

21. yüzyıl birçok kavramın yeniden tanımlandığı, belli başlı paradigmaların yeniden
gözden geçirildiği ve her şeyin adeta bilinçli bir şekilde kaotik hale getirildiğini
görüyoruz. Bu bağlamda erkek ve kadın arasındaki temel farklılıklar da adeta bir suç,
bir günahmış gibi mümkün olduğunca sınırlandırılmaya başlandı. Bu da en çok giyim
ve modadaki uçurum olarak adlandırılacak mesafelerin kısalması ile kendini gösterdi.

Artık erkekler de simli kıyafetler giyebilir, incili takılar ile istediği kombinleri
oluşturabilir.

Moda ve giyim sektörünün hedefledikleri ‘cinsiyetlerüstü moda akımı’ son sürat tatbik
edilmeye ve kitlelerce kabul edilmeye başlandı. Türkiye gibi yarı kapalı ve muhafazakar
bir coğrafyada sadece yirmi yıl öncesine kadar ‘pembe ve kırmızı’ renklerine olan
mesafe erkekler ve mağazaların ortak adımlarıyla neredeyse kapatıldı. Erkekler kadın
gibi giyinmeye başlarken kadınlar da (özellikle feminist akımın kendini sert rüzgarlarla
ve her toplumsal alanda kendini iyiden iyiye göstermesi ile birlikte) erkek gibi giyinmeye
başladı. Bu tür yeniliklere itiraz eden ya da bunları beğenmeyenler ise ‘cinsiyetçi’
olmakla suçlandı.

Hem giyim hem de diğer kültür çeşitlerinde üst merciler tarafından dayatılan
cinsiyet üstücülük’ ve tamamen ezberlenmiş bir karşı çıkışla sıklıkla dile getirilen
cinsiyetçilik’ kavramları günümüzün giyim kültürünü tanımlamakta ve algılamakta
kullanılacak iki önemli kavram olarak hayatımızda yer alıyor.

2. Ekonomi (Çalışma Biçimleri ve Maddi Durum)

Ekonomi hangi yüzyılda yaşarsak yaşayalım ‘belirleyici’ olma rolüyle tüm sistemlerin ve
toplumların alt yapısını oluşturuyor. Sizin bu kışı geçireceğiniz ayakkabıları ya da
gömleğin üstüne giyeceğiniz ceketi beğeni kriterleriniz değil cüzdanınızdaki banknot
sayısı belirleyecektir. Zira kataloglardaki ve reyonlardaki her şey önce ‘üründür.’ Sonra
elbise, abiye, şapka, çanta gibi çeşitli isimler verilir onlara. Yani ‘kendine yakışanı
giymelidir’ önerisi aslında belli bir noktaya kadar gerçekliğini korur. Zira günümüzde
büyük bir çoğunluk kendine yakışanı değil cüzdanının yettiğini alabilmekte, ancak
ekonomik olarak ayrıştırdığı ürünlerden sonra beğeni ilkesini hayata geçirebilmektedir.

Çalışma biçimleri de etkin olarak belirleyicidir. Örneğin kadınları ele alalım. Günde en
az 8 saat, bazen 10 – 12 saat ayakta kalarak çalışmak zorunda olan kadınların ayakkabı
tercihleri şıklıktan önce rahatlık ve konfor ile şekillenecektir. 1950 ve 60’lı yılların
Amerika ve İngiltere’sinden yayılan kalem etek, file çorap ve topuklu ayakkabı modası
günümüzün ağır çalışma koşullarında sadece nostaljik bir figür olarak kalabilir.
Önceden tezgâhtar şimdi satış danışmanı ya da uzmanı olarak tanımlanan mesleği ele
alalım. Ya da garsonluğu… Bu işleri en zor kılan etkenlerin başında sürekli ayakta
bekleme zorunluluğu geliyor. Hal böyle olunca topuklu ayakkabılar sadece özel
günlerde özel kombinler için tercih edilebilecek ayrı bir sınıfa sokuluyor.
Ekonominin getirdiği zorunluluklar toplumsal önyargıların ve baskıya varan
dayatmaların da azalarak bitmesine yol açtı. Önceden iş yaşamında etkin olarak faaliyet
gösteren kadınların etek giyme zorunluluğu vardı. Tüm resmi kurumlarda dahi bu
böyleydi. Ancak günümüzde sağladığı rahatlıklar ile birlikte kadınlar da en az erkekler
kadar pantolon giymekte ve bunun moda ile hiçbir ilgili bulunmamaktadır. Toplumda
her şey aşama aşama ilerler ve zamanı gelince kendiliğinden gelişir. Önceden kadınların çalışmasına ‘erkek gibi çalışacaklar mı yani’ diye itirazlar yükselirdi. Sonra bu itirazlar pantolon eksenine kaydı. Günümüzde ise bu tür itirazların çok çok az olduğunu
belirtmekte fayda var. Gelecekte çok daha farklı olacaktır.

Şu İş İlgini Çekebilir:  En Karlı 6 Tekstil Ürünü

Erkekler ise toplumsal rollerinin kendilerine verdiği imtiyazlar ile birlikte kadınlara
oranla çok daha rahattır. Bazı resmi kurumlarda çalışan erkeklerde ise kıyafet
yönetmeliği gereği kravat takma zorunluluğu bulunuyor.
Ekonominin asıl belirleyiciliği ise ‘maddi durum’ olarak karşımıza çıkıyor. Sadece
Türkiye’de değil dünyanın genelinde insanların neler giyeceğini, hangi aksesuarları
takacağını belirleyen yegane unsur aylık gelir ve gider tablosunun izin verdiği ölçülerde
olmaktadır.

Hiçbir zaman seçenekler bu kadar çok ve alım gücü bu kadar düşük olmamıştı. Bunun
yarattığı paradoksu bir kenara bırakırsak giyim kültürü, seçkinlerin frapan ve uç
modası ile orta sınıf ile fakirlerin satın almak zorunda bırakıldığı ortalama bir zevkin
birleşiminden ibarettir.

Ancak yine de birçok mağaza kampanya ve indirimler düzenleyerek müşterilerini en
azından belli başlı dönemlerde, normal zamanlarda satın alamayacağı ürünleri
sunmaktadır. Aynı zamanda kredi kartı kullanımın artması ve hemen hemen her
mağazanın taksitli ödeme imkânını sunması, giyim sektörüne hareketlilik katmakta,
müşterilerin daha fazla seçenekle buluşmasını sağlamaktadır.
Alım gücü düşükler için de seri üretimle piyasaya sürülen yüzlerce farklı kıyafet ve
aksesuar bulunuyor. Bunların kumaş kalitesi çok daha düşük olup renk ve tasarım
olarak da vasatı aşamayan ürünlerdir. Kısacası paranız yok da modayı takip
edebilirsiniz. En azından televizyondan…

Bu arada şu yazımız da ilginizi çekebilir. Burada dursun:

Adaletin Ekonomiye Katkısı

3. Dönemin Koşullarının Etkisiyle Oluşan Sosyo –
Kültürel Durum

Diğer kültürler gibi an be an değişen ve dışarıdan müdahaleler ile birlikte içinde
bulunulan toplumun izlerini de yansıtan giyim kültürü çok yönlü parametrelere
sahiptir. Mahallelerin, ilçelerin ya da şehirlerin bir modası yoktur. Ama birlikte vakit
geçirilen arkadaş ortamının ve ailenin ister istemez, neredeyse otomatik bir şekilde
belirlediği bir moda biçimi vardır.

Aile, burada oldukça kritik bir öneme sahiptir. Özellikle kadın bireyler için. Bir ailenin
muhafazakar / orta sınıf / liberal bakış açılarından birine sahip olması (ki sahip olmak
zorundadır) kadınların nasıl giyindiğini, daha doğrusu nasıl giyinmesi gerektiğini direkt
olarak belirler. Siz televizyonlarda, dergilerde, kültür programlarında istediğiniz kadar
‘bu yıl mini etek moda’ deyin. Muhafazakar aileler her zamanki gibi kendi modalarını
inandıkları ilkeler ve sahip oldukları değerler ile belirleyecektir.

Aynı şey kısmen erkekler için de geçerli. Örneğin özellikle gençler arasında hızla yayılan
ve bilekleri açıkta bırakan dar paça pantolon birçok aile için züppece bulunuyor. Babet
çorapları giyen erkekler stil olarak değil ahlaki ve karakteristik olarak
değerlendiriliyor. Yakın çevrenin ve ailenin yargıları bu açıdan bakıldığında erkek
bireyleri de etkisi altına almaktadır.

Mahalle baskısı kavramı da sadece siyasi ölçeklerde değil hayatın tüm alanında kendini
gösterir. Erkeklerde bu ‘küpe takmak ya da takmamak / işte bütün mesele bu’ tiradına
rahatlıkla dönüşebilmektedir. Küpe bir aksesuar olarak giyim kültürünün bir parçası
olarak değerlendirilebilir. Özellikle Türkiye gibi toplumlarda erkekler küpe kadınlar ise
mini etek – tayt üzerinden ciddi bir sınava tabi tutulur.

Sosyo kültürel etkiler bunlarla sınırlı değil. İster iş ister sosyal yaşamda olsun arkadaş
ortamı da yapılan yorumlar, getirilen eleştiriler ile birlikte tam manasıyla giyim
tercihlerinin sosyo – kültürel tabanını oluşturur. Artık herkesin her konuda uzman ve
jüri kesildiği günümüzde ‘bu hiç olmuş mu, lacivert yerine turkuaz rengini tercih etmeliydin, bununla asimetrik kesim tunik gider’ gibi bol miktarda ayrıntı içeren
yorumlar bireylerin kendilerini adeta bir moda yarışmasında olduklarını hissettiriyor.
Beğeniler kişisel ve toplumsal olarak ikiye ayrılır. Ama çoğu zaman sayı üstünlüğünü
elinde bulundurmanın verdiği avantajla toplumsal beğeniler kişisel tercihleri
şekillendirir. Yaşadığınız semt – mahalle, birlikte takıldığınız arkadaşlar, tatil
gününüzde gittiğiniz kafe bile toplumun bakışlarını üzerinde hissedeceğiniz
mekanlardır.

2020 yılı serbestliğin liberal ölçeklerde kendini fazla fazla hissettirdiği bir dönem…
Doğu ve Orta-doğu coğrafyasının belli başlı ülke ve şehirlerini saymazsak… Fazla
serbestlik de en az aşırı muhafazakârlık kadar mutsuzluk ve baskı getiriyor. Bir yazar
‘İnsanın önüne çıkan tüm yollar yürünebilir ise o kişi kaybolmuş demektir’ sözü burada
yerine oturuyor. Sonsuz seçenekler ile birlikte rüküşlük de aynı oranda arttı. Sadece
farklı ve marjinal görünmek adına yapılan kıyafet tercihleri giyim kültürünün çok
farklı bir yüzünü gösterdi.

Giyim endüstrisi ‘siz yeter ki bizden satın alın, gerisi bizi ilgilendirmez’ diyor.
Giyim kültürü ise ‘siz ne giyerseniz giyin size yakışır’ gibi tamamen mesnetsiz ve genel
geçer bir önermeyle büyük illüzyonlar üretmeye devam ediyor.

Yani sonuç olarak dönemin koşulları moda ve tekstil üzerinde ciddi oranda etki etmektedir.

4. Muhafazakârlık

Yazının bir kısmında aile muhafazakârlığının tercihleri nasıl zorunluluğa
dönüştürdüğünden bahsetmiştik. Aynı zamanda yakın çevre, akraba ve mahalle baskısı
gibi kavramların belirleyici rolü üstünde de durmuştuk.

Giyim kültürünü farklı bir bakış açısıyla ele almak adına bir de kişilerin kendi
algılarında yarattığı ‘öz-muhafazakârlık’ kavramından bahsedilebilir. Esasında her
birey aynı zamanda kendi kendisinin sansür kuruludur. Ancak bu da yarı yarıya medya
ve toplumun oluşturduğu önyargıların bir uzantısı olabilir. Şöyle ki bireylerin ne
düşünecekleri ve nasıl hissedecekleri bile makro düzeyde kontrol edilebiliyor. Belli başlı
yayınları takip eden ve dünyayı o izledikleri, okudukları, konuştukları penceresinden
algılayan herkes, satın aldığı ve tercih ettiği her ürünü de aynı pencereden inceler.
Dar kalıplara mahkum edilmiş kişilerin muhafazakarlığı da kendisini bu şekilde
göstermektedir. ‘El alem ne der’ çoğu kurumun insanlar üzerinde kuramadığı baskıyı
tek tek bireylerin üzerinde kurmayı başarmıştır. Daha düne kadar kırmızı renkli bir
gömlek ya da pantolon giymekten kaçınan erkekler buna örnek olarak gösterilebilir. Ki
günümüzde bu erkeklerin sayısı hala fazladır. Ne kadar beğense de yakın çevresinin
kınayıcı yorumlarından çekinen kişiler, kendilerini söz konusu kişilerin oluşturduğu tahakküm çemberinin içerisinde bulur.

Muhafakarlık başlığı altında yerel ve geleneksel ürünlerin pazarlamadaki kullanımını da merak edebilirsiniz: Yerel Ve Geleneksel Öğeleri Pazarlamada Kullanmanın Önemi

5. Teknoloji

Giyim kültürünü oluşturan ve şekillendiren faktörlerden bir diğeri de teknolojidir.
İnterneti ele alalım. Son yılların hemen herkes tarafından benimsenen ve günlük
yaşamımızın büyük bir parçası olan internet, her sayfasında bize sınırsız kataloglar
sunuyor. Sosyal medyada gezinmek bile dev bir mağazada gezinmek ile eş değer. Aynı
zamanda ‘ulaşılabilirlik’ açısından da devrim niteliğinde değişimlerin yaşanmasını
sağladı.

Sadece yurt içinde değil Avrupa ya da Amerika’daki bir mağazada görülen ve çok
beğenilen bir kıyafeti dakikalar içerisinde sipariş etmek mümkün. Bu da giyim
kültürünün çok daha zengin ve global olmasını sağladı.

Artık birçok üretici firma ‘kendin tasarla’ seçeneklerini potansiyel alıcılarına sunuyor.
Başta tişört olmak üzere birçok farklı giysi türünde yazı, resim ve fotoğraf seçimleri
tamamen alıcılara bırakılıyor. Bu bağlamda yavaş yavaş ‘kişiye özel’ bir kültürün
oluştuğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. ‘Bunu nereden aldın’ sorusu ‘Bunu kime
yaptırdın’ sorusu ile değişti. İnsanlar artık tasarımcıların zevkiyle değil tamamen kendi
beğenileri ile kıyafet satın almanın özgürlüğünü yaşıyor.

Teknoloji sadece tasarım değil üretim aşamasında da şekillendirici oldu. Son on yıl
içerisinde dijital baskı teknolojisinin tekstil sektöründe fazlasıyla kullanılması, fazla
renkli ve orijinal ürünlerin piyasada dolaşmasına olanak tanıdı.

Moda ve tekstil sektörünün geleceğini ve bu geleceği kimlerin, nelerin belirlediği konusunda az da olsa bir fikir sahibi olmuşsunuzdur umarım. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.

Dipnot: Bu yazı Bilgi Üniversitesi’ne verilecek bir ödevden alıntılanmıştır. Ödevin sahibi Seda Hanım’a teşekkür ederiz.

Yorum yapın