Neden kurumsallaşma şart

Kurumsal Olmadan Başarılı Olabilen Var Mı? 

Kurumsallaşma çok yönlü ve çok kapsamlı bir ”işleri yürütme” şeklidir. Bazıları normalde senli benli konuştuğu ortaklarına müşteriler önünde ”sizli bizli” hitap etmenin kurumsallaşmanın ön şartı saysa da bu kadar hafif ve yüzeysel bir anlamı yoktur. Bir görev dağılımı, şirket içerisinde yapılanma ve bir hiyerarşiye göre hareket etmek, kurumsallaşmanın temel şartlarıdır diyebiliriz.

big company photo

Tanımını yaptıktan sonra kurumsal olmadan başarılı olabilen var mı sorusunu sorabiliriz? Bir kurum bünyesinde görev dağılımı yoksa ve herkes önüne konan işi yapmakla mükellef ise o kurumda tam bir kaos hakim demektir. Kimin patron ve müdür, kimin personel olduğu belli değilse, samimiyet adına samimiyetsiz bir ortam kurulmuşsa, işler aksamaya, siparişler gecikmeye, mesailer giderek kısa tutulmaya başlar. Zira kurumsallaşma aynı zamanda kurum bünyesindeki herkesin disiplinli bir şekilde çalışmasını sağlar. Öyleyse kurumsal olunmadan başarı yakalanabileceğini düşünmek biraz fazla iyimser davranmak olacaktır.

Salonunu saat 10’da açan bir kuaför ile ‘öğle dolaylarında’ (yani sürekli değişen saatlerde, yani kafasına göre) açan bir diğer kuaföre göre daha kurumsallaşmış demektir. Başta da dediğimiz gibi kurum bünyesinde disiplini yakalamak sizli bizli hitapların çok ötesinde, tabandan tepene doğru sistemli bir şekilde çalışmak demektir. Bu da başarı için en temel kaidelerden biridir.

Tek Adam Girişimleri Neden Bir Yerde Tıkanıyor? 

Akıl, akıldan üstündür. Bu müthiş ata sözü, iş dünyasındaki tek adam girişimlerinin neden belli bir noktadan sonra sekteye uğradığını özetler nitelikte. Zira gün gelir tek aklın, tek bakış açısının yetmediği durumlar ortaya çıkar. Sadece beden gücüyle yapılan işlerde yardımcıya ihtiyaç yoktur. En mental, en fikirsel işlerde bile her zaman danışılacak, ortak karar alınacak bir diğer akla gereksinim duyulur. Duyulmadığı takdirde kibir ortaya çıkar, hep aynı istikameti izleyen tek yönlü bir şirket politikası ortaya çıkar ve tıkanma baş gösterir.

Aile şirketiniz mi var? Yoksa sıfırdan kendinize ait şirket mi kurdunuz? Ne türden bir şirket olursa olsun; ekonomik ve iktisadi amacı gerçekleştirmeye yarayan, birden fazla kişiyi bünyesinde barındıran ve de kendine ait kuralları olan kuruluşların tümünün “SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK” amacıyla “kurumsallaşması” şarttır efendim.

Şimdi sizlere somut ve de gerçekçi olaylar, durumlar üzerinden bu minik tezimi; sorular soraraktan, başlıklar açaraktan kanıtlamak ve de doğrulamak isterim.

1) Çalışanlarınızı elde tutmak ya da onlara motivasyon kazandırmak için ne yapacaksınız?

Benim çalışan sayım az; hepi topu 10 kişiyle muhatabım, onları da idare edebilirim” diyebilirsiniz. Peki sizlere soruyorum, şirketinizde 10 kişi çalışıyor olsun. Bu 10 kişinin herbirini tek tek nasıl motive edeceksiniz?

Onların herbiri ile aranızda duygusal yakınlık var değil mi? Buna güveniyorsunuz muhtemelen, onlar sizin dostlarınız, kankalarınız, sevgilileriniz…

Sevgili şirket yöneticisi dostum; bilmeni isterim ki şirket yönetirken eğer birikimlerinin geleceğe, çocuklarına, senden sonraya kalmasını istiyorsan duygulara değil sistemlere yatırım yapman daha yerinde olacaktır.

Zira yine bilmeni isterim ki; çalışanların

– Kankan
– Dostun
– Sevdiğin
– Yalan vaatlerde bulunduğun
– Hoşlandığın
– senden hoşlanan biri
– Aranızda elektrik olan kişi

olabilir. Ancak tüm bu ilişkiler ağı senin yok olman ile birlikte hatta inan ki birçoğu senin yok olmandan da önce yok olup gidecektir. Yani yıllarca aranızda samimi dostluk bulunan “o çok sevdiğin müdürünün” bile bir son kullanma tarihi vardır.

Çalışanlarınızın motivasyonunu en üst düzeyde tutmak için onlarla derin duygusal ilişkiye girmeniz sizin için hem geleceğinizi baltalayıcı bir icraat hem de boşa zaman kaybı olacaktır.

Onlara severek çalışma hevesi kazandırmak için her şeyi kararında yapmalısınız. Yani ne çok bağlanmalı ne de çok uzaklaşmalısınız. Unutmayın ki onlar sizin özel hayatınızdaki gece kulübünde gönül eğlendirdiğiniz, duygusal ya da fiziksel denemeler yaptığınız, sırf eğlence olsun diye oyunlar oynadığınız oyuncaklar değiller.

Onlara en sağlıklı motivasyon vermek için atabileceğiniz hamleler

• Markanıza veya şirketinize en az tüketiciler ve de sizler kadar hissiyat duymalarını, benimseyebilmelerini sağlayın(bunu komisyonlar ile yapabilirsiniz)

• Ofis veya işyerinde onların duygusal dünyasında yer edinebilecek yerler, eşyalar, nesneler yaratın…

• Onlara çeşitli güvenceler ve de güvenlik sağlamak

• Patron olarak şefkat ile ve sevgi ile yaklaşmanız gerekli(ancak bunu yaparken çok dikkat etmeli ve de sınırları iyi belirlemelisiniz, çalışanlarınız içinde illaki sevgi yoksunu ya da SEVGİ BAĞIMLISI olanlar çıkacaktır ve de başınıza bela olmaları işten bile değil)

• Onlara her zaman vaat ettiklerinizden fazlasını verip onları minik sürprizler ile çıldırtın(kadın dergilerindeki cinsel tavsiyeler ve tüyolar veren köşe yazarı gibi oldum sayenizde:)))

Şimdi burada motivasyon ile kurumsallaşma arasındaki ilişkinin ne olduğunu merak edenler olacaktır. Kurumsallaşma şirket verimi ve de istikrarı yani sürekliliği için yapılır. Siz bir şirketi ne denli kaliteli dizayn ederseniz şirket içi verim, motivasyon, süreklilik o kadar artacaktır. Dolayısıyla yukarıda zikrettiğim “motivasyon sağlamak için atabileceğiniz en sağlıklı hamleler” listesi de bir o kadar çoğalacaktır.

İyi dizayn edilmiş bir şirketin çalışanları kendiliğinden şirkete aşk ile ve de tutku ile bağlanacaklardır. Yani iyi bir motivasyon için illaki patronun onlarla tek tek ilgilenmesine, bağlanmasına, avutmasına gerek kalmayacaktır.

2) Şirketin geleceği kimlerin elinde olacak?

Şirketin geleceğini en çok gözünün tuttuğu elemana öylece bırakıp gidemezsin. Bu şirkette kimin nasıl, ne surette, ne kadarlık bir zaman diliminde, en fazla kaç defa yönetimde olabileceği tek tek maddelerde, şirkete ait özel kanunlarda(şirket sözleşmelerinde) yazmalı ayrıca bu yönetim erkinin neler yapabileceğini, neyi tek başına icra edebilip, nelerin oy çokluğu ya da %70 çoğunluk ile yapılabileceğini özel olarak belirlemelisin.

Şu İş İlgini Çekebilir:  Doğal ve Samimi Ofis Mi Kurumsal İş Yeri Mi?

Bakın yukarıda saydığım her şeyi Türk Ticaret Kanunun’da kanun koyucular tek tek yedek hukuk kuralları ile belirlemiş durumda. Yani sizin yapacağınız işi kanun üstleniyor zaten. Dolayısıyla bu saydıklarımın birçoğunu kararlaştırmasanız da kanun o boşlukları kendi yedek kuralları ile dolduruyor.

Ancak size naçizane tavsiyem: “Her şirketin, sektörün kendine ait özel nitelikleri ve de spesifik özellikleri vardır; işte bu özel niteliklere UYGUN şekilde, aile yapınıza, ortak yapınıza, kişiliğinize uygun şekilde kendi kurallarınızı kusursuza yakın şekilde dizayn etmelisiniz.

Mesela; bir anonim ortaklık (A.Ş) şeklinde kurulmuş bir aile şirketiniz var ise bu şirkette belirli aile büyüklerinin, fertlerinin imtiyazlı oy hakkına sahip olmasına karar kılabilirsiniz. Ya da şirketin ataerkil(erkek egemen) kalmasını istiyorsanız kar payı dağıtında erkek ortaklara üstünlükler sağlayabilirsiniz. (Lütfen bayan okuyucularım kızmasınlar bana böyle bir cinsiyetçi örnek verdiğim için; ülkemizde ve de kültürümüzde soyun erkek üzerinden devam ettiğinin genel kabul gördüğü bir gerçek, dolayısıyla aile şirketlerinin de bu ataerkil yapıya uygun dizayn edilmesi gayette kararlaştırılabilir, uygulamada da bu durum sıklıkla görülmektedir)

3) Şirket arkanızı döndüğünüzde aynen yerinde duruyor mu?

Meşhurdur bizim ülkede “şirketlerin içinin boşaltılması” gibi durumlar. Bunlara en büyük sebep “kodlama, tasarlama hatalarıdır” yani hatalarla ve açıklarla dolu bir şirket arkanızı döndüğünüz anda birileri tarafından hacklenecektir.

İşte bu “kodalamanın” kusursuza yakın, sağlam, pürüzsüz olması “İYİ BİR KURUMSALLAŞMA” ve oto denetim mekanizmaları ile sağlanabilir.

Bunu yaparken de bir profesyonele ya da uzmana danışmak isteyebilirsiniz. Kendi reklamımızı yapmak gibi olmasın ancak “parlakfikirler” olarak böyle bir hizmetimiz mevcut, bize şirket esas sözleşmenizi ve de bir dizi ilgili evrakı mail atarak iyileştirme talep edebilirsiniz.

4) Şirkette yaratıcılığı ve yeniliklere ayak uydurmayı nasıl sağlayacaksınız?

Kim ne derse desin bu yeniliklere ayak uydurma olayı kalıcılık ve sürdürülebilirlik açısından hayati önem arz etmektedir.

Yine tüm bu değişime ayak uydurma hatta değişime ön ayak olma gibi durumlarda patrona büyük görev düşüyor. CEO’nuz ve müdürlerinizin periyodik olarak sizlere piyasadaki değişimlerin ve de olası değişiklik furyası yaratma fırsatlarının raporlarını hazırlamalı.

Ben buradan yazarken çok kolay, siz de okurken herşey çok basit geliyor olabilir lakin “değişim” kelimesi çok sihirli ve derinliği olan bir sözcüktür. Öyle bir çırpıda üstesinden gelinebilecek, 3-5 rapor ile halledilebilecek bir şey değildir bu. Felsefe yapmak gibi olmasın ancak sizin şirketinizin ana amaçlarından birisi bu “değişimlerle yaşayabilmek ve değişim yaratabilmek” olmalı.

Kurumsal kadronuzun teknolojik, sosyolojik, kültürel, dini, popüler değişiklikler hakkında sık aralıklar ile alarmda olmasını sağlamak kurumsallaşmanın en anahtar ve önemli kısmıdır.

-Daha önce 50 kez bu örneği verdim; yine vereceğim: “Şu anda dünyanın en tepesindeki şirket geleneksel kadroya ve kurallara sahip köklü bir inşaat şirketi ya da aile şirketi değil; değişimin, yaratıcılığın son çeyrek yüzyıldaki temsilcisi bir şirket olan Alphabet’tir.”

-Alphabet şirketini daha önce duymamış olabilirsiniz; zira isim yeni olabilir ancak arkasındakiler aynı; Google ve onun ön ayak olduğu diğer teknoloji şirketleri tek çatı altında birleşip Alphabet’i kurdular.

-1 trilyon dolara yakın değeri ile dünyanın zirvesinde bu şirket oturuyor. Şirket genel merkezindeki otların üstesinden gelmek için makineler yerine keçilerden yararlanan şirket de işte ta kendisidir…

– Resmi kılık kıyafet kuralının olmadığı, çalışanlarının esnek çalışma saatlerine sahip olduğu şirketin ta kendisidir…

– En büyük patronlarının her gün evden işe yürüyerek ya da bisiklet ile gittiği de doğrudur.(Bakınız: Sergey Brin ve Larry Page)

5) Şirket içi belirli başlı kurallara riayet edilmesini nasıl sağlayacaksın?

Onları lise öğretmeni gibi azarlayamazsınız. Yani bunu yapabilirsiniz elbette ancak bu hareket uzun vadede yararlı değildir. Hem motivasyon kaybına yol açarsınız hem de azar yemeye alışmış, bağışıklık geliştirmiş çalışanlar elde etmiş olursunuz ki bu hiç iyi bir şey değil.

İşte bu birtakım disiplin ve prensiplere olan riayeti de görünmez bir hiyerarşi ile yerinde ve gerekli dozda bir otorite ile sağlayabilirsiniz.

Yukarıdaki cümlede az önce ne yazdım ben öyle:)

Biraz açmak gerekirse kısaca demeliyim ki “öyle bir kurumsallaşma yaratmalısınız ki çalışanlarınız birbirini denetlemeli ve de şirket içi herkes birbirine ister istemez saygı duymak durumunda kalmalı“; bu sayede şirket içi otorite her daim korunmuş olacaktır.

——————————

Artık daha fazla soru-cevaplara yer vermeyeceğim. Yazımı daha fazla uzatmadan sona erdirmek ve de sizi sıkmadan salmak istiyorum.

Bak değerli okurum;

İnsanoğlu’nun her geçen gün kalitesini yitiren meyve sebze misali kalitesiz ve de değersiz bir yöne doğru seyrettiğini belki görebiliyorsundur.

-Hiçbir zaman bizden sonraki nesiller o “geleneksel kuşak” dediğimiz 1920’lerin insanları kadar “sadık ve mert; delikanlı ve cesur” olmayacak.

-Çok yüksek ihtimalle bu gezegen bir daha 1960’ların girişimci ruhlu, bağımsızlık düşkünü insanlarına bir kez daha ev sahipliği yapmayacak.

– 1980’lerin disiplinli, kurallara ölümüne uyan çalışanları bir daha zor görürsünüz.

Dünya değişiyor arkadaşlar, insanlar da değişiyor… Bu değişim ama olumlu yönde olur ama olumsuz…

Günümüze baktığımızda tüm bu değişimler karşısında sizin göz ardı edemeyeceğiniz bir şey var ise o da “kurumsallaşmadır”.

Zira kurumsallaşmanın artması; kalitesiz, inorganik, yapmacık insanlara verilen değerin ve güvenin değil de sistemlere ve tüzel kişiliğe haiz şirketlere, kurumlara verilen değerin, güvenin artmasıdır.

İnsanoğlu ne ekerse onu biçer demişler; insanları da bu günlere bizzat insanların yaptıklarından, ettiklerinden başkası getirmedi…

Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere…

Saygılarımla
Parlakfikirler Admini

Yorum yapın