Otogarda ve Hava Limanında Emanetçi Açmak

Hayatında birkaç tane Rus klasiği okumuş olan kişiler, emanetçilerin toplum hayatı için ne kadar önemli olduğunu bilir. Aynı zamanda bir meslek olarak ”emanetçiliğin” tarihsel dönüşümünü de idrak eder. Zira önceleri, özellikle Rusya gibi ülkelerde emanetçiliğin tanımı ve işleyişi çok farklıydı. Acil paraya ihtiyacı olan kişiler değerli bir eşyasını (kol düğmeleri, kolye, yüzük) emanetçiye bırakarak karşılığında -para- alırdı. Değerli eşyayı bırakan kişiye verilecek olan miktarı da emanetçi belirlerdi. Daha sonra belirlenen zaman içerisinde aldığı alınan para emanetçiye iade edilmeliydi. Bu çoğu zaman 3 gün ile 1 hafta gibi kısa bir zaman dilimini kapsardı. Tıpkı verilecek paranın miktarı gibi ödenecek zamanı belirleyen emanetçi idi.

Akıllara daha çok tefeciliği getiren bu emanetçilik türü, zaman içerisinde unutulup gitti (zaten bu tür emanetçiliğe ‘rehinci’ adı veriliyor ve tefecilerden farksızdır). Emanet kelimesi asıl anlamına kavuştu ve daha insani bir forma büründü. Zira biraz önce anlattığımız şekliyle emanetçilik, insanların muhtaç durumlarından faydalanan, onları sömüren bir sistemin uzantısıydı. Örneğin kürk yakalı bir palto bıraktınız. Karşılığın 50 lira gibi bir para aldınız. Eğer 1 hafta içerisinde 50 lirayı geri getirmezseniz belki 500 – 600 liraya aldığınız palto artık emanetçinin oluyor. Böyle iş olur mu? Oluyordu. Hala bazı ülkelerde buna benzer işler yapılıyor. Bıraktıkları eşya karşılığında makbuz ve taahhütname imzalayan müşteriler, daha sonrasında herhangi bir hak da ilan edemiyor.

Biz size tefeciliğin bir uzantısı olan böyle bir iş kolundan bahsetmeyeceğiz. Bugün herkesin ilk manasıyla anladığı emanetçilik işinin neden zorunlu olduğundan ve dikkat edilmesi gereken ayrıntılarından bahsedeceğiz.

Emanetçilere Neden İhtiyaç Duyuluyor? 

Otogar ve hava limanları sirkülasyonun çok olduğu, buna mukabil hareketliliğin de fazla yaşandığı alanların başında. Herkesin bir yerlere gitmeye çalıştığı, birilerini ya da otobüsünü beklediği alanlar. Evrendeki düzen ve ahenk bu mikro kozmosta tam minimal bir kaos cehennemine dönüşüyor. Bu cehennemde en büyük handikap ise kimsenin kimseyi tanımaması. Eskiden ”suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur” görüşü hakim bir görüş iken, günümüzde ”suçsuzluğu ispat edilene kadar herkes şüphelidir” kuruntusuna bıraktı.

Esenler Otogarında bulunanlar tam olarak neyden bahsettiğimi anlayacaktır. Orada bavullarınızı bırakacağınız en güvenli yer otobüs acentelerinin içi. Ancak çoğu acente görevlisi, ”biz bavullara bakmıyoruz, kaybolursa karışmam vs” gibi cevaplar vererek yolcuların eşyasını emanet talebini reddediyor. ”Kaybolan eşyalardan müessesemiz sorumlu değildir” yazılı olduğu mekanlarda, bu tür bir gözeticilik, böylesi bir yardım beklemek saçma olur zaten.

Hava limanları daha lüks ve güvenli yerler gibi görünse de orada da insanlar var. İnsanın olduğu her yerde de risk. Hırsızlık riski, eşyaların kaybolma riski. Ama uçaklar rötar yaptığında koca koca bavulları yanında taşımak zorunda kalan yolcuların sıkkınlığı da var.

Emanetçilere neden ihtiyaç var sorusunu sormak, çilingirlere ne gerek var sorusunun bir türüdür. Doğada da beşeriyette de her şey evvela ihtiyaçtan doğar. Her yeni meslek ihtiyaçtan doğduğu gibi, her ölen meslek de artık ona gerek kalınmadığı için ölür. İnsanların eşyalarını güvenilir ve kurumsal kimliği olan bir yere belli bir ücret karşılığı bırakması en temel gereksinimlerinden biridir. Türkiye’deki otogar ve hava limanı gibi her gün binlerce kişinin geçiş yeri olan alanlarda emanetçilerin olması elzemdir. Hatta metro istasyonlarında, pazar yerlerinde ve çarşılarda da.

Şu İş İlgini Çekebilir:  Lazerle Metal İşleme Dükkanı Açmak

Emanetçilik İşi Karlı Mı? 

İşin kar oranı emanetçi dükkanının açıldığı yere göre değişir. Otogar ya da hava limanı gibi insan trafiğinin hiç durmadığı bir mevkide, bu iş gerçekten çok kazançlı olabilir. Şehir meydanlarında ve çarşılarda da kar oranı ortalamanın üstünde olacaktır. Ancak bunun dışında ”ölü bölge” olarak tanımlanan bir yerde açarsanız en büyük hobiniz sinek avlamak ve boş dükkanda yankınızı dinlemek olur. Bu nedenle dükkanın açılacağı mevki kritik bir öneme sahiptr.

Bu İş İçin Ne Kadar Para Gerekiyor? 

Bu iş için sadece dükkan kirası gerekiyor. Ülkemizin birçok otogarında ciddi rantlar döndüğünü hepimiz biliyoruz. Peçete kadar yer için kıyameti koparanlar, peçete kadar gelir için koparmıyor o kıyametleri. İstanbul’un taşı toprağı altın değil ama rant. Bu nedenle otogarda emanetçi dükkanı açmak için ciddi bir birikiminizin olması gerekir. Hava limanlarında ise dükkan kiraları uçmuş durumda.

Ancak bunun dışında mevkilerde bir küçük dükkan işinizi görecektir. Emanetçilik, bavul ve çantaların otelidir diyebiliriz. Onları odalarına yerleştirir, sahipleri geri dönene kadar gözetiminden sorumlu olursunuz. Dükkanda siz duracaksanız dahi bir kişiyi daha işe almanız gerekiyor. Zira emanetçi dükkanları, tıpkı oteller gibi 24 saat açık olmalı. Çift vardiya sistemiyle çalışmak, kar oranlarını da yükselteceği için böyle bir yol izleyebilirsiniz.

Emanetçiliğin Riskleri Neler? 

Bu işteki en büyük risk, (kabus derecesindeki risk) eşyaların karışması ve kaybolmasıdır. Eşyaların karışması şöyle olur ki, biri kendisinin değil başkasına ait bir çantayı, bavulu vs. yanlışlıkla alır. Emanetçi özensiz çalışırsa, hiçbir şeyin kaydını tutmuyorsa bu tür hadiseler yaşanabilir. Yanlış çantayı alan kişinin (içinde kendisinin bıraktığı şeylerden daha değerli bir şey varsa geri getirmeme ihtimali de var) geri dönmesini beklemekten başka çareniz yok.

Ama eğer emanet edilen eşya kaybolduysa o zaman işler tamamen kötüye gider. ”Emanete ihanet olmaz” düsturunun hakim olduğu bir coğrafyada emanetçi dükkanına bırakılan bir eşyanın kaybolması, müşterilerin asabiyetini aktif volkanlara çevirir. İşlerin sarpa sarmasını istemiyorsanız maksimum oranda dikkatli olmalısınız. Bunun için yapmanız gerekenleri ise bir sonraki başlıkta açıklayacağız.

Emanetçi Dükkanına Neden Kamera ve Gözcü Şart? 

Emanetçi dükkanında bir eşyanın kaybolması, Nasreddin Hoca’nın ”hırsızın hiç mi kabahati yok” dediği masalın bir başka versiyonu olacaktır. Yapması gereken en önemli şeyi yapmayan, yapamayan bir dükkan ise tam anlamıyla çuvallamış demektir. Bu nedenle maksimum güvenlik ve gözlem diyerek dükkana hem kamera hem de gözcü koymalısınız. Gözcü, dükkana bırakılan eşyaların güvenliğinden sorumlu olmalı. Ya da en mantıklısı bu tür bir dükkana bir ”resepsiyonist” almaktır. Girişte bir masası olacak, gelenleri karşılayacak, emanet edilmek istenen eşyaları ölçecek biçecek, ödenmesi gereken fiyatı belirleyecek vs.

Kamera ise günün 24 saati açık olmalı. Herhangi bir güvenlik ihlali, müşterilerin en değerli eşyalarının çalınması anlamına gelir ki, bu dükkan sahibini maddi açıdan tam anlamıyla bitirir. Zira altın yüzükler, küpeler, mücevher kutuları, gerdanlıklar derken… Bu tür dükkanlara müstakbel kuyumcu muamelesi yapacak olan hırsızlara gün doğmaması için, güvenlik önlemleri sıkı tutulmalı.

Yorum yapın