Yıllarını çalışmadan boşu boşuna geçirenlere

Herkesin vadır böyle bir tanıdığı, yakını, eşi, dostu; hatta belki de bu kişi sizden başkası değildir. Bu yazımı yıllarca boşu boşuna bir hiç uğruna harcamış olanlarınıza yazmak istiyorum. Size; kişisel gelişim kitapları bozması “boş diye bir şey yok yeğen; aslında her şey dolu” tarzındaki fuzuli kelamlarda bulunmayacağım.

Öncelikle şunu bilmelisiniz ki; boşa geçirilen vakit ile dolu vakit arasındaki fark kişiden kişiye değişiklik arz etmektedir. Yaşayış biçimi, felsefesi, tarzı, üslubu buradaki göreceliği ortaya çıkarmaktadır. Kimisi için boşa geçirilen zaman, bir başkası için de dopdolu geçen harika vakittir. Yani “bir vaktin boş olup olmadığı” tamamen ne istediğinize bağlı olarak değişkenlik göstermektedir

Mesela benim gibi iş manyakları için bilgisayar oyunlarında geçirilen zaman boş olabilirken; oyun yapımcısı bir bilgisayar mühendisi için bu vakit en değerli geçirilen zamandır. Ya da hayatını pc başında eğlenmeye adamış biri için bu vakit yine harika dolu, süper verimli ve de dopdolu bir vakittir.

Gördüğünüz üzere göreceli de olsa, subjektif de olsa “boşa geçen vakit” diye bir şey vardır. Zaten muhtemelen sizin sorununuz da bu boş vaktin hangileri olduğunun tayini değil de “boşa geçen onlarca yılın ardından ne yapacağınız ya da nasıl bu kadar verimsiz geçen zamanı telafi edebileceğinizdir

Sevgili okurlarım; zannediyor musunuz ki şu an da dünyada herkes süperötesi verimli, süperötesi dolu yaşıyor, 1 saniyesini bile boşa harcamıyor, her an bir üretim faaliyeti içinde oluyor ve de bir tek siz amelesiniz, koca dünyanın garezi bir tek size…

Arkadaşım size bu yazıda yaşam tarzınızı ya da en azından hayata bakış açınızı değiştirebileceğiniz iki olaydan bahsedeceğim. Bu olaylar %99 oranında gerçektir; yaşanmıştır ve benzerleri de halen her gün yaşanmaktadır…

Minik Hikaye 1

Günlerden bir gün; çok çalışkan bir adam varmış; adı da Günçe imiş. Günce hayatının her anını “işkolikliğe” harcamış. Henüz ilkokuldan itibaren matematik olimpiyatlarında dereceye oynamaya başlamış… 1. sıradan girdiği Galatasaray İktsat bölümünü de 1. sıradan bitirmiş. Üniversitede de Derslerinde 1 numara, ofiste 1 numara, çalışmada, okumada, bilgide bir numaraymış. Herkes tarafından parmakla gösterilen bir adammış. Ancak Günçe’nin bir problemi varmış. Günçe işkoliklerin çoğu gibi kendine hep şu tip sorulardan sormuş “Ne iş yapabilirim?”, “En iyi maaş veren kaliteli şirket hangisi?”, “Nerede çalışsam kariyerim süper olur?”. Sorduğu bu güzide sorulara da biran evvel cevap bulabilmiş, parmakla kapılmış. İyi referansları sayesinde; büyük bir bankanın çok iyi bir pozisyonunda Genel Merkezde, Beşiktaş Etiler şubesinde, müdür olarak işe koyulmuş. Yıllar içinde de çok para kazanmış. Ancak Güncenin o problemi gelip çatmış, “bir türlü istediği özgürlüğü elde edemiyormuş“. Yıllardır verdiği emeklerin karşılığı olarak istediği an istediği şeyi yapamıyormuş. Parası olmasına rağmen yemeye zamanı bile yokmuş. Dolayısıyla içindeki o bitmek tükenmek bilmeyen özgürlük isteği onda telafisi zor psikolojik çöküntü yaratmış. Bu psikolojik çöküntünün etkisiyle alkole başlamış. 2016’nın karlı bir kış gününde; ana karakterimiz Günçe, kar lastiksiz ve alkollü olarak çıktığı yolda; 700 000 liralık beyaz 2015 model Porsche Cayenne Jeep’i ile seyrederken direksiyon hakimiyetini kaybedip önce 8 tane kaldırım dubasına sonra dev ışık direğine en sonda da bir yalının dev duvarına toslayıp Bebek’te hayatını kaybetmiş… 10 yıl gece gündüz çalışarak meğersem bu 2 saniyelik tuzla buzun birbirine karıştığı kaza için çalışmış…

Minik Hikaye 2

Bir başka hikamizde ise; günlerden bir gün; Namık adında bomboş vakit geçiren bir dostumuz kendini “en iyi hangi barda kız düşürebilirim?” tarzında işe yaramaz sorularla yorarken bir gün aklına artık para kazanması gerektiği gelmiş. Ancak bir problem vardı. Namık arkadaşımızın ne bir doğru düzgün kariyere ne de iyi bir tahsile sahiptir. Bu şartlar altında bir iş bulabilmesi imkansız olduğu gibi amele olarak bile hiçbir şirket Namık gibi işe yaramazı bünyesinde çalıştırmazdı… Ancak açlıktan ölmemek ve de ekmek parasını çıkarmak için Namık arkadaşımız napıp edip para kazanmalıydı. Yıllarca hovardalığa kullandığı beynini bir kez olsun para kazandıracak iş kurmaya kullanacaktı. Ardından aklına süper parlak bir fikir gelmişti. Erkeklerin kızları, kızların da erkekleri gizliliklerini koruyaraktan bulmalarını sağlayabilecekleri Tinder tarzı bir uygulama tasarlamak gelmişti. Ancak bizim dallama Namık programlama bilmediği gibi arada bir Call Of Duty oynamak için buluştuğu asosyaller takımı dışında bilgisayardan çakan kimseyi de tanımıyordu… Aklına bu tayfadaki Faruk geldi, Faruk takımın en iyi snipercısı olduğu gibi yazılım mühendisliği terk yarı zamanlı bir hacker’dı. Namık, Faruk’a ulaşır ve onu ikna eder. Bizimkiler uygulamayı tasarlar ve de piyasaya sürer. Faruk ve Namık %50 kar ortağı olur. Her biri de oturduğu yerden aylık minimum 20 000 dolar net kar ederler. Hiç çalışmadan elde ettikleri para sayesinde de tüm dünyayı dolaşırlar..

Bu hikayeleri buraya koydum ki bazı morali bozuk arkadaşların birtakım konularda kendine gelmesine yardımcı olsun. Amacım “kanald” haberciliği yapmak değil. Oturduğunuz yerden kendinizi iyi hissettirmek için, hayatınızın o kadar da vahim olmadığını kanıtlamak için de yazmadım bu yazıyı… Esas amacım; hâyır sandığınız şeylerin aslında nasıl sizin sonunuz olabileceğini, sizin için hiç de hayırlı olmayabileceğini; yine şer sandıklarınızın ise aslında çok güzel günlerin temeli olabileceğini görebilmenizdir.

Kim bilir belki de boşu boşuna çalıştığınız, geçirdiğiniz o vakitler sizin için çok daha güzel yılların yol haritası olabilir. Sırf “hayatımı dolu geçirebildim” diyebilmek için hatalar yapmamanız temennisi ile yazımı sonlandırıyorum, görüşmek üzere…

Yorum yapın